1501+2000

 1501. İbadetimi yaparım, 

Rabbimin mülkünde yaşarım. 

 

1502. Türkiye nereye gidiyor? 

1. Devlet idaresinde tam bir demokrasi uygulanacak. Halkın seçtikleri devleti idare edecek, avrupa'dan getirilen ve kendi meclisimizden çıkarılan kanunlar ile devlet idare olunacak. 

2. İslami kesim hiç bir baskı görmeden dinini yaşayabilecek. İsteyen çarşaf giyer, isteyen sarık sarar. İsteyen sabaha kadar zikreder, isteyen sohbet eder, ders yapar. İsteyen sakal bırakır isteyen kuran kursunu gider Kuran öğrenir, ve hakeza.. yani dinin gereği olan şahsi ibadetlerini hiç bir baskı görmeden yaşayabilir. 

3. İçki içmek isteyen içer, zina yapmak isteyen de hiç bir baskı görmeden zina edebilir. Yani devlet onu da korur. İsteyen çıplak gezer isteyen puta tapar. İsteyen kumar oynar isteyen istediği gibi yaşar, ona da kimse karışamaz. 

Yani tam bir demokrasi... 

Diyebiliriz ki Demokrasi Türkiye'de kemâlini bulacak. 

 

1503. Her namaz vakti geldiğinde " Rabbimin huzuruna çıkmak için bir fırsat daha verildi" diye sevinebiliyor musun? 

 

1504. İnsan haram olan bir şeyi yapmak istemezse şeytan hemen " Bir defadan bir şey olmaz" der. Halbuki Adem atamız ve Havva validemiz de o cennetteki meyveden bir defa yemişlerdi. Ne olduysa ondan sonra oldu. 

 

1505. Genel olarak bir kişinin bir konuda plânı veya hazırlığı yoksa "ayarlarız" der. Bu söz seni yarıyolda bırakacağının alametidir. 

 

1506. Bir doğruyu söylerken onu o anda söylemenin de doğru olup olmadığına bakmak lazımdır. 

 

1507. Sadece sahneye bakma, bir de sahnenin arkası var. 

Orası sahneden daha hareketlidir. Hayat ta bir sahnedir. 

Onun da arkası vardır. 

 

1508. Bu bayrak orada dalgalanıyor amma, onun orada dalgalanması büyük bedel istiyor.  

Her ülke o bayrağı dalgalandıramıyor. 

Eğer bayrağımız dalgalanıyorsa çok şükretmeli ve o bayrağın dalgalanması için malını ve canını hiçe sayan milyonlarca yiğit ve kahraman hayırla yâd edilmelidir. 

 

1509. İnsanlar iman edenler ve kâfirler olarak ikiye ayrılır. İman edenler âlây-ı illiyyin tarafından, kâfirler de esfel-i safilin tarafından hayata bakarlar. Gördükleri manzara şöyledir. 

Ehl-i iman aleme Allah'ın mülkü ve Onun idaresinde diye bakar. Ona göre herşey harika ve mükemmeldir. En küçük atomdan bir çekirdeğe, otlardan ağaçlara, böceklerden hayvanlara, dünyadan güneşlere, galaksilere kadar herşey harika ve mükemmeldir. Seyrine ve düşünmesine doyamaz. İnsanı da , kendisini de bu alemde en kıymetli ve herşeyin kendisine hizmet ettiği bir pozisyonda gördüğünden neredeyse daha dünyada cenneti yaşamaya başlar. 

Kâfir ise veya isyan yolunda gidenler ise,; kendisi esfel-i safilinde olduğundan kendisinin değersizliğini ve perişanlığını görür. Hayatın zorlukları ve ihtiyaçları içinde yuvarlanan, hastalık, musibet ve sonu olmayan düşmanlar ile mücadele etmek zorunda olan bir aciz zavallı olarak görür ve bu dünyaya geldiğine bin pişman olarak yaşar. 

Daha dünyada cehennemi yaşamaya başlar. 

En kıymetli olan insanı ve kendisini böyle perişan gören insanın nazarında dünya ve içindekilerde çer çöp, ot, böcek gibi kıymetsiz şeyler olarak görünür. Dağlar taşlar da nihayetinde cansız cenazeler gibi olur. Gezegenler yıldızlar da nihayetinde boş cansız birer varlık gibi görünür. Bu hayatın ve bu varlıkların onun nazarında hiç bir anlamı ve kıymeti yoktur. 

Evet, hepimiz aynı dünyada ve aynı hayatı yaşamaktayız amma, Rabbimiz inanlar ile inanmayanlara veya isyan edenlere işte böyle farklı bir hayat yaşatmaktadır. Sen görünüşe aldanma. O görünen hayatın iç tarafı böyledir. 

 

1510. Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam "Kızlarınızı evlendirmekte acele edin" diyor; şimdiki akılsızlar da "aman erken evlendirmeyin" diyor. Durum bu. 

 

1511. Herkes ama herkes, geliyor, dönemini yaşıyor ve gidiyor. 

Buna sen de dahilsin, ülkeler de.. 

 

1512. Eğer ahirette yüzün ak olmasını istiyorsan, bu dünyada yüzünü ak edecek işler yapacaksın. 

 

1513. Arada bir hasta olmak ne güzel, sağlıklı olmanın ve yaşamanın kıymetini anlıyorsun. Yoksa, dalıp gideceğiz. 

 

1514. Önünüze gelen iyilik yapma fırsatlarını iyi değerlendirin. Ahiret yolunda onlar senin için birer ganimettir. 

 

1515. Bu dünya müthiş bir yer; ne iyilik ne de kötülük karşılıksız kalıyor. 

 

1516. İslamiyetten uzaklaşan bir toplumdan artık insanlık bekleme! 

 

1517. Ruh, gidişin gidiş olmadığını hissediyor; Ruh, başına gelecekleri anlıyor. 

Ve ruh kıvranmaya başlıyor. Sonrada bu, stress, bunalım, sıkıntı şeklinde kendini gösteriyor. 

Bu durumda ver depresyon ilaçlarını....yazık.... Çözüm adamı uyuşturmak mıdır be ahmaklar.. 

 

1518. İmkânlarınızın çok iyi olması israfı size meşru kılmaz. Herkes iktisad ile mükelleftir. "Allah israf edenleri sevmez" ayet. 

 

1519. Ey insan! Küçücük bir varlıksın. Bu koca kâinatın sahibine itaat etsen de dünyada ve ahirette rahat etsen olmaz mı? 

 

1520. Allah Celle Celaluhu kadın ve erkeği eşit yaratmamıştır. Buna rağmen kadın erkek eşittir demek ve bunu dava etmek ahmaklıktır. 

 

1521. Adam diyor, "ben şunu yaptım, bunu yaptım" 

Be adam, Allah yardım etmese nereden yapacaksın? 

 

1522. Çok ibedet yapmaya muvaffak olanlar, bununla övünmesinler; belki Allah bunu nasip ettiği için herkesten fazla şükür etsinler. 

 

1523. Gözü ile görmediğine inanmazmış!  

Halt etmiş sahtekâr. O zaman sesler de yoktur. Çünkü sesler de göz ile görünmüyor. 

 

1524. İnsanların gözleri dünyaya bakar şekilde yaratılmıştır. Halbuki gökyüzünde müthiş bir  manzara vardır. Ayet ve hadislerde de insanın  gökyüzüne bakması istenmiştir. Ancak insan bunun için az bir zahmet edip başını gökyüzüne çevirmesi gerekir. 

Ne varki günler aylar geçer de insanoğlu şöyle başını kaldırıp gökyüzüne bakmaz. O müthiş manzaradan mahrum kalır. 

 

1525. Başka çare yok, illa bu kadınlar idare edilecek. Erkek kadını idare edecek şekilde, kadınlarda idare edilecek şekilde yaratılmışlar. İdare etmemek fıtrata zıttır. Cezası da peşindir. 

 

1526. Yaş 60. Amel zamanı bitiyor, hesap zamanı yaklaşıyor. 

 

1527. İnsan yerden 10 bin metre yukarda uçağın içinde konforlu bir şekilde hızla hedefine doğru ilerlerken, aşağıda olan insanlar onu çok ilgilendirmez, onlarla meşgul olmaz, o insanlar isteseler de ona zarar veremezler. 

Aynen öyle de, sen mânen öyle yükseklerde ol ve menziline doğru hareket et ki insanlar ve olaylar seni çok mesgul etmesin ve onlar isteseler de sana zarar veremesinler. 

 

1528. Tarihe not düşelim; inşallah, 35 seneye kadar israil diye bir devlet kalmaz. Yahudilerin hamisi olan büyük deccal Amerika ise ondan önce yıkılmış olur, İnşallah. 2018 

 

1529. Dinimizde on yıl, yirmi yıl, ebedi hapis gibi cezalar yoktur. Zira bu tarz bir ceza o insanı insanlıktan çıkarır ve fıtri değildir. 

Bu demokrasi denen beşer sisteminin herşeyi yanlış olduğu gibi ceza verme şekli de yanlıştır.  

Yüzbinlerce insanı hapishaneye tıkan, çol çocuk ve etrafıyla milyonlarca insanı mahveden bir sistem elbette o toplumda huzuru temin edemez. Adaleti temin edemediğini zaten herkes biliyor.  

Kim hakkı yendiği zaman mahkemede alırım diyebiliyor? 

 

1529. Allah'ın erkeğe verdiği boşama hakkını erkekten alıp kadına veren sisteme deccal sistemi, bunu yapana da Deccal denir.  

Tekrar iade edecek olan da mehdidir. 

 

1530. Azrail as sana gelince beraber gidiyorsunuz. 

Vücudunuz burada kalıyor. Sen aynı sen, amma vücud burada. Demek vücud bizim bineğimizdir. Vücudumuza bineğimiz olarak bakar ve ona göre muamele edersek doğru ederiz. 

Bütün yatırımını vucuduna yapanlar yandı demektir. 

 

1531. Lamba yakılırsa karanlığın gitmeme şansı yoktur. 

Öylede: 

Adalet tatbik edilirse zulmün gitmeme şansı yoktur. İlim öğretilirse cahilliğin, temizlik yapılırsa pisliğin ve hakeza gitmeme şansı yoktur. Kanun böyle.  Demek bu ve benzeri olumsuzluklar varsa asıl olması gerekenler yok demektir. Problemi onlarda aramak gerekir. 

 

1532. Kendine iyi bak sözü görünüşte masumane bir söz fakat manası o kadar masum değil. 

 

1533. Allah'ın dostuna dost, düşmanına düşman olacaksın. Yok öyle yaratılanı hoş gördük, yaratandan ötürü. Şeytanı da Allah yaratmış amma apaçık düşmandır. 

 

1534. Bir eser mükemmel ise, mükemmellik o eserde değil, onu yapan ustadadır. Mesela şu telefon, şu uçak, şu araba çok mükemmel. O zaman bu mükemmellik bunları yapan ustaya aittir, esere değil.  

Şimdi, şu kâinata bak; dünya ne kadar harika, güneş ne kadar mukemmel, şu arı, şu kelebek, şu ağaclar, baliklar ne kadar harika. Umumi bir harikalık ve mukemmellik var. Öyleyse bu mukemmellik ve kemâlât bunlara değil bunları yapan ustaya aittir.  

Başka bir ihtimâl yoktur. 

 

1535.İnsan, müthiş varlık.. 

Bir evi mükemmel olarak yapsan, içini harika ve kiymettar şeylerle döşesen, eğer bu evde oturan olmazsa bir kıymeti olur mu? 

Elbette olmaz. Demek o evi de, eşyaları da kiymetlendiren, içinde oturanların olmasıdır. 

Aynen öyle de, bu alem mukemmel olarak yapilmış, dünya mukemmel olarak döşenmiş, ve sonra insan dünyaya getirilmiş. Eger insan olmadaydı butün bunların bir anlamı olmazdı. 

Nitekim su anda cennet dayayıp döşenmiş ve hazirdır. Amma cennette henuz şenlik yok...neden? Çünkü insan olmadan cennette şenlik olmaz. Demek cennet te insan ile şenlenecektir. 

Dolayisıyla, insan deyip geçme! Herşey onunla bir anlam kazaniyor. Onun için Rabbimiz " Ben halife yaratacağım" dedi. Melekler itiraz edince " Ben sizin bilmediklerinizi bilirim" dedi. 

 

1536.Arabanın az yakanı makbul olduğu gibi, vücudun da az yiyeni makbuldür. 

Ortak yönleri ikisinin de binek olmasıdır. 

 

1537. Maddi olarak ta, manevi olarak ta hedefinize doğru yürüyün, arkanıza bakmayın. Arkasına bakanlar yol alamıyor. 

 

1538.Bir insana kötülük mü yapacaksın, her gün açık büfe, koyacaksın önüne leziz yemekleri, ye... diyeceksin. 

(Bu yazdığım şaka değil, ciddidir) 

 

1539.Hayret! İnsan düşmanı ile mutlu. O sayede mücadele ederek kemâlini buluyor. Yoksa, kemâle eremeyecek, eksik kalacak. 

 

1540. Ruh yüksek alemlerde seyran edip gezecek şekilde yapılmış; nefis ise onu dünyaya çekmektedir. 

Vah nefsin eline esir düşmüş ruhun haline vah, vah ki vah. 

 

1541.Kadınların yuvalarından çıkması basit mesele değildir ve onlar yuvalarına dönene kadar fitne devam eder. Dışarı çıkaranlar deccallardı. Mehdi de evlerine sokacaktır. 

 

1542.Bir insan nefis hesabına dünyayı elde etmek için yönelirse, o andan itibaren yandı demektir. 

 

1543.HAK GELDİ, BATIL ZAİL OLDU.AYET 

 

Demek batılın gitmesi için hakkın gelmesi şarttır. 

Karanlığın gitmesi için lamba yakmak şarttir. 

Dünyadaki zulmün bitmesi için Kuran'ın tatbiki şarttır. Onu da mehdi azam yapacaktır. Siyasilerden bunu beklemek yanlıştır. Siyasilerin yapabileceği bu kadardır. 

Belki şimdi, o günlere hazırlık var diyebiliriz. 

 

1544.Bunu bilmek dünyalara sahip olmaktan iyidir; Kur'an'da fatihanın durumu ne ise kâinatta insanın pozisyonu odur. 

(Bu büyük bir sır) 

 

1545.Kesin söylüyorum; 

Deccal kadınları yuvalarından çıkardı. Bugün de her kim ki kadınların yuvalarından çıkmasını teşvik ediyorsa ve bunun 

için elinden geleni yapıyorsa o da deccala çalışıyor demektir.  

Asrın mehdisi de "kadınlar yuvalarına dönmeli" dedi. Ümmetin beklediği mehdi azam'da kadınları yuvalarına sokacaktır. Bu gün dahi her kim ki kadınların yuvalarına dönmesini istiyor ve bunun için çalışıyorsa o da mehdi yoluna çalışıyor, mehdi tarafinın adamıdır. 

Şimdi sen de kendine bak bakalım; mehdi tarafına mı çalışıyorsun, deccal tarafına mı? Hangi tarafın adamısın ve hangi tarafın adamlarını seviyor ve alkışlıyorsun? 

 

1546.Bir iş yaptığınızda ücret olarak hakkınızı alın. Fazla almayın. Fazla alırsanız hakkınız olmayan kısım bir şekilde sizden çıkar. 

 

1547. Herkesi kendimiz gibi bilmek hastalığından kurtulamıyoruz. Bu, insana çok zarar veriyor. 

Peygamberlere de " sen de bizim gibi bir insansın" dediler ve bu yuzden onları dinlemediler. Neticede koca toplumlar helâk olup gitti. 

Demek bu hata basit bir hata değil, ve gunünuzde de bizler aynı hatayı çok yapiyor ve zarar ediyoruz. 

Dürüst herkesi dürüst saniyor, aldatılıyor. 

Yalancı herkesi yalancı sanıyor, sahtekâr herkesi sahtekâr sanıyor. Cahil herkesi cahil, alim herkesi alim sanıyor ve hakeza.. bu hatadan kurtulamıyoruz. 

Herkesin seviyesini bilip ona göre davranabilmek, işté bu, herkesin yapabileceği bir hareket değil. 

Yapabilenler....işte onlar adam.... 

 

1548. Kâinat mücessem bir Kur'an ise insan onun Fatihasıdır. 

 

1549. Eğer insan bu vücudunu para ile alsaydı bu kadar hor kullanmazdı. 

 

1550. Ehl-i dünya dünyayı omuzuna almış ve altında ezilerek yaşar. Ehlullah ise dünya ayaklarının altındadır ve üstünde keyf eder. 

 

1551. Farklı kavimlerin olduğu ayet ile sabittir. Onları bir arada tutacak şey islamdır. İslam olmadan birlikten bahsetmek hayaldir. 

 

1552. 'Çoğunluğun dediği olsun' diyen demokrasi islam nazarında merduttur. De ki 'Çoğunluğun değil, Allah'ın dediği olsun.' 

 

1553.İş sadece Şeyhte değildir, mürid de önemlidir. Öyle olmasaydı Taptuk Emre'nin bütün müridleri Yunus Emre gibi olurdu. Amma olmadı. 

Demek şeyh ne kadar iyi olursa olsun mürid de önemlidir. Taptuk Emre hz.lerinin pek çok muridi vardı, amma içlerinden Yunus Emre bir tane çıktı. Demek iş sadece seyhte değilmiş. 

Bugün dahi manevi terakki isteyenler elbette iyi bir şeyh veya hoca veya alim, evliya veya başka yollara gidecekler. Amma iş sadece bununla bitmiyor. Müridde de kabiliyet olacak. 

Günümüzdeki eğitim sistemi ve hocalar da buna dahildir. Öğrencilerin iyi yetişmesi için öğretmen de, öğretim tarzıda iyi olacak amma, öğrencide de kabiliyet olacak. Öğrencide kabiliyet yoksa ögretmen birşey yapamaz. O zaman ögretmeni suçlamak doğru olmaz. 

Dört tohumu aynı çiftçi toprağa atar. Hepsinin bakiminı da güzel birşekilde yapar. Amma neticede domates tohumu 50 cm, buğday 1 metre kadar, mısır 2 metre kadar büyürken, diyelim erik ağacı kocaman olur. Çiftçi buğday neden erik kadar olmadı diye suçlanmaz. Çünkü onun kabiliyeti o kadardır. 

İnsanlara bu şekilde bakabilirsek pek çok meseleyi de böylece çözmüş oluruz. 

 

1554. Alemi islam 1924 yılında deccalın halifeliği kaldırması ile neredeyse yüz yıldır perişan. Tekrar halifemize kavuşuncaya kadar bu perişanlık devam eder. Müslümanların Kuran'ı tatbik edecek bir baş seçmesi fıkhen vaciptir. Başsız yaşamak suçtur. Ve bugün Kuran'ı tatbik eden bir baş yoktur. 

 

1555. Bir çekirdeği küçük görme, ondan kocaman meyveli bir ağaç çıkar.Bu dünyada yaptığın hareketleri küçük görme, onlardan cennet ve cehennem çıkar. Nasıl bir adam bir dakikada bir tetik çeker adamı öldürür de dünyası da gider, ahireti de. 

Dünya hayatımızdaki davranışlarımız, sözlerimiz de böyledir.Neticesi ebedi cennet te olabilir, cehennme de..  

 

1556. Bazı büyük evliyalar demişler ki" Ya Rabbi! Eğer cehennemden korktuğum için ibadet ediyorsam beni cehenneme at. Yok, eğer cennet için ibadet ediyorsam beni cennetine koyma. Bazıları da buna benzer sözler söylemişler. 

Bu zatlar doğru söylemişler. Bunlar sadece dünya peşinde olan ehli dünya veya sadece ahiret peşinde koşan ehli ahiret gibi değillerdir. 

Bu zatkar 3.gurup olan EHLULLAH gurubundan olanlardır. Onlar o makama gelmişler ve bu sözleri söylemişlerdir. O makama gelmeden bu tarz sözler söylenmez. 

 

1557. Aslında toplum için formül belli.Allah'a ve Resulüne itaat etmek. Bu kadar basit, fazla söze ne gerek. 

 

1558. Alem-i İslamiyetin ve bütün dünyadaki müslümanların perişaniyetinin bir tek sebebi vardır, o da bir başın olmaması, yani halifenin olmamasıdır. 

Zira, baş seçmek müslümanlara vaciptir. Müslümanlar bir gün bile başsız olamazken yüz seneye yakındır başsız durumdadırlar. Bütün perişaniyetlerin sebebi budur. Peygamberimiz  Aleyhissalatu Vesselam vefat ettiğinde Onu toprağa verelim de sonra baş seçelim demediler. Bir gün bile başsız olmadılar, defin işini birakıp baş seçtiler. Ey müslüman, sen bir gün değil neredeyse yüz senedir başsızsın. Sürünmek senin hakkın değil mi? 

Kurtulmak istiyorsan ilk yapacağın şey Kuran'ı tatbik edecek bir baş seçmendir. Yoksa sürünmekten asla kurtulamayacaksın! 

 

1559. İslamiyetten uzaklaşan bir toplumdan artık insanlık bekleme. 

 

1560. Herkes gider, kardeş kalır. 

 

1561.Kadınların çoğunun cehenneme gitmesinin baş sebebi kocalarına olan eziyetleridir. Açık çıplak gezmeleri de ikinciye gelir. 

 

1562.Kiminle evlendiğine, nasıl bir aileden kız aldığına dikkat et. Çok tecrübe ile sabit ki senin çocuklarını karın, kendine göre yetiştiriyor. 

 

1563.Değerli müslüman kardeşim, şu ölçüyü mutlaka bil. Yeryüzündeki zulümlere müdahale edip mazlumları kurtarmak devletlerin işidir. Senin değil. 

Senin işin kalben buğz etmek ve dua etmektir. 

 

1564. Ahiret endişesi taşıyanları en büyük dünyevi endişeler bile çok etkilemez! 

 

1565. Fıtri olan insanın ahiret endişesi taşımasıdır. Ahiret endisesi taşımayanlar öyle basit fakat kendilerini boğan dünya endişeleri taşımaya başladılar. 

 

1566. Size garip gelebilir amma, bugün dünya üzerinde islam ordusu yoktur. İslam ülkelerindeki ordular kendi halklarına karşı kullanmak içindir. Örnekleri yaşanmıştır. 

2018 

 

1567. Ramazan ayı uzun uzun islamın anlatıldığı bir ay değildir. Ramazan ayı islamın daha fazla yaşandığı bir aydır. Hatta yapabilirsen son on günde dünya işlerini tamamen bırakıp ibadete yönelmek gerekir. Bu dahi sünnettir ve buna itikaf denir. 

 

1568. Günümüzde islamı yaşayanlar azalmış, edebiyatını yapanlar çoğalmıştır. 

 

1569. Allah Celle Celalühü diyor ki "Tefekkür edin düşünün" 

 Peygamberimiz  Aleyhissalatu Vesselam diyor ki "Tefekkür gibi ibadet yoktur"  

İnsanlar da diyor ki "düşünme, kafayı yersin" Bir yerde bir yanlışlık var, amma nerede? 

 

1570. Seyahat etmek normalde yaşadığın hayatın dışına çıkmaktır. Maddi ve manevi faydası pek çoktur. "Seyahat edin, sıhhat bulun" hadis 

 

1571. Su akarken testini doldur. Suyu her zaman akacak sanma! 

 

1572. Bizim görmek için ışığa ihtiyacimız vardır. Işık olmazsa göremeyiz. Lâkin ışık görmeye sebep iken, aşırı olursa aynı ışık görmeyi engellemektedir. Yani......mesela güneş yılda bir doğsaydı, veya meyve veren dünyada sadece bir tek ağaç olsaydı herkes ona koşardı, bakardı, incelerdi..fakat o kadar çok ki, ve güneş hergün doğuyor..o zaman dikkat edilmiyor. 

 

1573. Cennette ibadet yoktur. Yani orada oruç tutamazsın, iki rekat namaz kılamazsın. Onlar burada. Amma zikir devam eder, hem de ebedi olarak. 

 

1574. Bu dünyada herşeye doyuluyor, bir tek şey hariç. 

Allah'ı anıp, zikretmek. 

Vücud nasıl nefes almaktan bıkmıyorsa, zikir de ruh için öyle. 

 

1575. Beni sonsuz şeylere muhtaç yaratıp sonra da o sonsuz şeyleri bana vererek beni sonsuz bir şekilde nimetlendiren rabbime sonsuz hamd olsun. 

 

1576. İstanbul'da hava alanında bakıyorum; birbiri ardına inen uçaklar, kalkan uçaklar. Binlerce hava alanına gelen ve giden insanlar. Yolcuları taşıyan, valizleri getirip götüren araçlar vs. Müthiş bir faaliyet.  

Görünüşte müthiş bir faaliyet, fakat idare eden yok gibi..görünmüyor. amma herşey o kadar intizamlı ki hangi bavul hangi ucağa gidecek, hangi pilot hangi uçak ile nereye gidecek, hangi yolcu hangi kapıdan hangi uçağa binecek vs, hepsi tam bir düzen içinde. 

Buradan aklım ile anlıyorum ki bu intizamlı faaliyetin arkasında muthiş ve dikkatli bir idare var, başka olmaz. Göz ile görünmese de akıl ile net anlaşılıyor. 

Aynen oyle de, bu kâinatta da muthiş bir faaliyet var. Müthiş bir nizam var. Bu nizam ve intizam bizim aklımıza gösteriyor ki; bu müthiş faaliyetin arkasında müthiş bir idare var ve idare eden var. Bunu gözümüz ile değil, aklımız ile anlıyoruz. 

Akılla anlaşılan bir şeyi gözümle görmedikce inanmam diyen salaktır, akılsızdır, cahildir. 

 

1577. Göz olanı görür, akıl ise onu yapanı görür. 

Dolayısıyla akıl ile görüneni gözüm ile göremiyorum diye inkâr eden adam en ahmak adamdır. 

 

1578. Eğer nazarınız dünyada ise yani dünya menfaatleri peşinde iseniz insanlardan zenginlerden ve siyasilerden müstağni kalamazsınız 

 

1579. Aslında canınızın çektiği şeyden yerseniz dengeli beslenmiş olursunuz. Bu kadar basit. 

 

1580. İki cereyan var, iman ve küfür. 

Tesettür iman cereyanının, açık saçıklık ta küfür tarafının amelidir. 

Şimdi sen kendine bak bakalım! Ne tarafın adamısın? 

 

1581. Kesin söylüyorum, Allah'ın erkeklere verdiği hakları ellerinden alanlar, kadına da Allah'ın vermediği hakları verenler bu asrın firavunlarıdır. 2018 

 

1582. Ağaçların üzerlerindeki meyvelerde ağaçların payı nedir? Hiç... 

Aslında her birimiz de böyle bir ağacız. Üzerimizde görünen kemalatta hakkımız hiçtir. 

 

1583. İnsanlar genel olarak senin dediğine değil, kendi anladıklarına itiraz ederler. 

 

1584. İnsan rabbinin emir ve yasaklarına uyarak Onu razı etmeye gayret eder. Eğer bunu yapmazsa nefsinin ihtiyaçlarını karşılamak için çabalamaya başlar. Yol iki.. 

 

1585.İş, kara kara ölümü düşünmek değildir. İş, ölümü düşünüp yaşadığını fark edip hayatın kıymetini bilip değerlendirmektir. 

 

1586. her yer insan ile şenleniyor. Cennet te bile şu anda insan olmadığı için şenlik olmuyor. 

 

1587. Bakıyorum, her şey ne için yapılmışsa onun için kullanılıyor; bir kalem, bir bıçak, bir telefon, bir araba, bir uçak, aklına ne gelirse... 

Öyleyse ey insan, senin de, ne için yaratıldınsa onun için çalışman gerekmez mi? 

İnsan bir defa olsun benim vazifem ne, beni yaratan niye yaratmış, ne için yaşatıyor, bana bunca nimeti, rızkı neden veriyor ve beni nereye gönderiyor, demez mi?  

Gittiğim alemde ne var diye merak etmez mi? 

Sadece bu soruların cevabını arasan büyük ihtimal gerçeği bulursun. 

 

1588. Günümüzde peygamberliğin 46 da bir cüz'ü salih ruya ile devam etmektedir. Bu yolu "ruya ile amel edilmez" diyerek kapamak büyük bir cinayettir. 

 

1589. Dünya hakikatta herşeyi ile Allah'ın mülküdür ve Onun elindedir. Dilediğine verir, ve dilediğinden de çekip alır. 

Zahirde ise, dünya çapında bakıldığında, dünya ehl-i küfrün elinde, ülkemiz çapında bakıldığında ehl-i dünyanın elindedir. 

Bu durumda dünyayı elde etmek isteyen ne yapar?  

Ya, mülkü Allah'ın bilir, çalışır, çabalar, ancak malı mülkü Allah'tan ister. Ve bilir ki O vermezse kimse ona bir şey veremez. 

Ya da dünyayı ehl-i dünyanın kabul eder ve mal mülk elde etmek için onlara yönelir.  

Bu durumda bu adam dünyada ve ahirette perişan olacağı bir yola girmiş olur. 

 

1590. İnsanın ismi, şirketlerin isimleri veya markalar o kişi veya şirketin veya üretilmiş malların şahs-ı manevisini temsil ederler. Bu yüzden isimler önemlidir. 

 

1591.Kazaklar ne güzel söylemişler; Umudu olmayanın atı koşmaz! 

 

1592. Kâinat yoktu, Allah onu yarattı. Onun için kâinata bir eser olarak bakın. Onda boğulup gitmeyin, esere bakarken eser sahibinden gafil olmayın. 

 

1593.Elimiz 50 kiloyu kaldırırken gözümüz bir kılı kaldıramaz. Bu durumda el göze sen boş duruyorsun diyemez. Belki göz olmasa o el bir şey yapamaz.  Öyle de, toplumda iş yapmıyor gibi görünen ve göz mesabesinde önemli olan kişiler vardır. Onlara çalışmıyor nazarı ile bakmak hatadır.  

Bediüzzaman hz.leri bu memlekete yüz binler öğretmeni ile faaliyet gösteren milli egitim bakanlığından daha fazla milleti eğitmiş birisidir. İşte bu zata " çalışmıyorsun, ne ile geçiniyorsun, biz boş duranı sevmeyiz" dediler. 

İşte bunlar mânen kör olan zavallılardır. 

 

1594. Er ile general asker olmak noktasında eşittirler. 

Amma aralarında uçurum vardır.  

İnsanlar insan olmak noktasında eşittirler, amma aralarında uçurum vardır. 

Erkekler erkek olarak eşittirler, amma aralarında uçurum vardır. 

Kadın erkek insan olmak noktasında eşittirler, amma aralarında uçurum vardır. 

ŞİMDİ, KADIN ERKEK EŞİTTİR DEMEK MİLLETİ YANILTMAKTIR. 

Evet, insan olarak eşittirler, amma aralarında uçurum vardır. Yoksa erkekler kendi aralarında eşit olmadığı gibi kadın ve erkeklerin eşit olduğunu söylemek cerbezedir. 

 

1595. Toplumlarda bazen bozulma en üstten başlar, yavaş yavaş tabana kadar yayılır. Bazen de bozulma tabandan başlar en başa kadar varır ve biter. 

 

1596. Kadınlar çocuk doğurduğunda ebeler onu alıp Firavuna götürüyorlardı. Firavun, erkek çocukları öldürüyor, kız çocuklarını sağ bırakıyordu. 

Günümüz firavunları da aynısını yapıyor. Kadınlara Allah'ın vermediği hakları verip, erkeklerden de Allah'ın verdiği hakları geri alıyorlar. Bu manen erkekleri öldürüp kadınları sağ bırakmaya benziyor, belki de firavunun o zaman yaptığının günümüzdeki tatbikatı oluyor. 

 

1597. Mal, mülk, makam ve nefsin istekleri peşinde koşandan dava adamı olmaz; dava adamı elinde olanları da davası için feda edendir. 

 

1598. Allah'ın emri ile nikâh kıymış erkeği hapse atan, zina eden erkeği serbest eden sisteme deccal sistemi denir.  

 

1599. İddia ediyorum! 

Bu ülkenin idaresinde ve hiç bir kurumunda bir tek islami hüküm tatbik edilmemektedir. İslami bir tek kanun yoktur. 

Gavur kanunu çoktur. 

 

1600. Bütün deccalların ortak özelliği ilahlık dava etmeleri ve çok aldatıcı olmalarıdır. Hakkı batıl, batılı hak gösterirler. Müminler bunu iman ile fark ederler. 

 

1601. Allah'ın bize verdiği maddi manevi her türlü nimet övünmeyi değil, şükretmeyi gerektirir. 

 

1602. İnsan gözü ile görür, beyni  ile değerlendirir. Beyin değerlendirmezse görmenin bir anlamı olmaz. 

 

1603. Eğer çok ince meselelere nüfuz etmek isterseniz iki şeye ihtiyacınız var: Açlık ve korku... 

 

1604. Yaşamak için bize en birinci lazım olan havadır. Ne var ki biz genel olarak havayı hissetmeden yaşarız.  Aynen öylede toplum hayatında en birinci lazım olan emniyettir. Emniyetin olmadığı ülkelerde gördüm. Artık emniyet yoksa hiçbirsey yoktur. 

İşte şimdi Türkiye süratle emniyetin olmadığı bir döneme doğru gidiyor, ve mâlesey bu gidişin dönüşü de yok. Karı kocaya, kica karıya güvenmiyor. Öğretmen öğrenciye, öğrenci öğretmene güvenmiyor. Artık komşular birbirlerine, amir memura, memur amire güvenmiyor. Böyle giderse kisinin guveneceği ve huzur bulacağı kimseler kalmayacak ve herkes yanlızlaşacak ve neticede mutsuz bir hayat.. 

 

1605. Allah tarafından sevilmek istiyorsan Onun sevdiği şeyler yapacaksın, gazap ettiği, sevmediği şeyleri de yapmıyacaksın.  

Bu kadar basit. 

 

1606. Seni dünyaya getiren, getirirken sormadığı gibi götürürken de sormayacaktır. 

 

1607. Bir uçağınız var. Bununla dünyanın dort bir tarafına gidip gezebilirsiniz.  

Şimdi siz bile bile kendiniz için son derece önemli olan bu uçağınıza zarar verip, cihazlarını bile bile bozacak şeyler yapar mısınız? 

Simdi sizin vücudunuzda böyle binlerce hassas ve onemli maddi ve manevi cihazlarınız var. Bu cihazları bozacak, işlemez hale getirecek ve neticede siz zarar göreceksiniz, böyle bir şeyi yapar mısınız? 

Evet, yaparsınız. İnsanların büyük çoğunluğu malesef yapıyor ve neticede mahvolup gidiyorlar. 

 

1608.Allah cc Adem as'a bütün isimleri öğretti. Buradaki bütün kelimesi çok önemlidir. Eğer bütün isimler olmasaydı insan noksan olurdu. Bu drumda Tam olacak bir başka mahlukun yaratılacağı anlaşılırdı. Adem asa bütün isimleri anlayıp ayine olma kabiliyyetine sahip olduğundan mükemmel olduğu, dolayısıyla başka mahluk yaratılmayacağı anlaşılır. 

 

1609. Derdi ahirette kurtulmak olanların diğer dünyevi dertleri kaybolur gider. 

 

1610. Dünyada ve ülkelerde Allah'ın emir ve yasaklarının tatbikindeki en büyük engel nefistir. Nefis bütün onlara hükmediyor. Çünkü Allah'ın emir ve yasaklarının tamamı nefsin gayri meşru isteklerine sed çeker. Bu yüzden nefsin hükmettiği dünyada, nefsin hükmettiği devlette ve nefsin hükmettiği insanda Allah'ın emir ve yasaklarına yer yoktur. İslam'ın katı kuralları gelecek, seriate karşıyız diye böğüren öküzler nefislerine esir olan zavallılardır. 

 

1611. Bir anne elbette pek çok zorluklar çekerek çocuğunu doğurur. Daha sonra yıllarca gece gündüz uğraşarak o çocuğu büyütür ve o çocuk annesinin haklarına riayet ettiği sürece bunlar gündeme gelmez.  

Anne elbette bunları severek yapmıştır. Çocuğundan da elbet bunların karşılığını isteyecek değildir amma, muhakkak o evlattan annelik haklarına riayet, saygı hürmet isteyecektir. Eğer evlat nankör olursa, anneye hakaret ederse, gereken hürmeti göstermezse o zaman o annenin yaptığı bütün iyilikler gündeme gelir ve hepsinin hesabı bir bir sorulur ve evlat bunların bir tanesinin bile karşılığını veremez. 

Aynen bunun gibi, insan dünyaya gelir, Cenabı Hakk'ın sayısız nimetlerine mazhar olur. Eğer o insan şükrederse, nimetlerin sahibine hürmet eder, itaat ederse bu nimetler gündeme gelmez. Hatta nimetler artarak devam eder. Amma  kâfirler gibi, tabiat perestler gibi, nimete nankörlük ederse, nimetin sahibine hürmetsizlik ederse, veya isyan ederse, bütün o nimetlerin hesabı ondan sorulur. 

Artık ahirette kafirlerin halini siz düşünün. 

 

1612. Tabiat perest kâfirler istifade ettikleri nimetler için kime teşekkür edeceklerini bilemedikleri gibi, tabiat eli ile gelen deprem gibi felaketlere  karşı da kime sığınacaklarını bilmezler. 

 

1613. İnsan bu alemde Cenab-ı Hakkın yarattığı eserleri ve yaptığı işleri teftiş eden bir müfettiştir.  

İnsan öyle bir müfettiştir ki, mesela; Dünya 24 saatte bir kendi etrafında dönerken bir saniye geç dönse veya bir saniye hızlı dönse fark eder, güneşin etrafında 365 gün 6 saatte dönen Dünya bir dakika geç dönse ve 1 dakika önce dönse fark eder. Yani gözünden kaçmaz. Öyle bir müfettiştir. 

Bu konuda Cenab-ı Hak insana şöyle hitap etmiş ve ona vazife vermiştir. 

Mülk 3.Ayet: O ki, birbiri ile âhenktar yedi göğü yaratmıştır. Rahmân olan Allah´ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun? 

Mülk 4.Ayet: Sonra gözünü, tekrar tekrar çevir bak; göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) âciz ve bitkin halde sana dönecektir. 

İnsan bu kadar dikkatli bir müfettiş olarak alemde hiçbir hata, kusur göremez ve bunu "Sübhanallah" diyerek ilan eder. 

BU ŞEKİLDE VAZİFESİNİ YAPAN VE SÜBHANALLAH DİYEN İNSANLARI TEBRİK EDERİZ. 

 

1614. Bu paylaşım demokrasiyi seçim var diye savunanları bitirmiştir. Seçim esas değil, başa geçenin ülkeyi ne ile idare ettiği önemlidir. Yoksa seçim ingiltere'de de var. 

 

1615. Allah'ın evliya kulları her zaman Vardır. Onları Allah'ı çok anmalarından, insanların önem verdiği dünyaya önem vermediklerinden ve genel olarak seherlerde kalkmalarından anlarsın. 

Eğer sen de seherlerde kalkıyorsan inşallah Allah'ın sevgili kulusundur ya da öyle  olmaya adaysındır. 

 

1616. Oku.... diyerek başlayan Kur'an'ın, bazı surelerinin isimlerine bakar mısınız; 

İnek, arı, karınca, örümcek, insan, kadın, ay, güneş, yıldız, duman, demir, kalem, ışık, gök gurültüsü... 

Ve ayetlerde en çok bahsedilen şeyler; dağlar, denizler, yıldızlar, yagmurlar, rüzgarlar ve yağmurlar ile yerde yaratılanlar, insanın yaratılması, arılar, karıncalar, rızıklar, ölüm ve sonrası ve hesap, Allah'ın emir ve yasakları, Ona ibadet ve zikir.....daha bunun gibi nice meseleler... Yani Kuran'ın bahsettiği şeyler ile bizim gündemimiz çok farklı.. 

Allah Celle Celaluhu kâinatı bize göstererek okumamızı incelememizi, kendisinin neler yaptığını görüp anlamamızı ve ona göre ibadet ve taatte bulunmamizı, zikredip şükretmemizi istiyor. Biz ise hep insanların işlerini görüyor ve hep onlardan bahsediyoruz. Gidin insanları dinleyin, ne konuşuyorlar, gündemleri nedir, bakın? Sabahtan aksama kadar televizyonları izleyin, bakın ne göreceksiniz? 

Kuran'daki gündem günlük hayatımızda yok. 

HALBUKİ YARIN AHIRETTE HESAP BU KURAN'A GÖRE OLACAK.... 

 

1617. Bir kadının sermayesi güzelliği ve kadınlığıdır. Kadın bu sermayesini bir yuva kurmak için kullanacaktır. Eğer yuva kurmadan bu sermayesini çar-çur ederse o kadın bir daha kendisini toparlayamaz. 

(Kusura bakmayın, ben geri kalmışım, kadının sermayesinin yanına işi, mesleği, tahsili, maaşı ve bankamatigi de eklenmiş, yeni fark ettim. Amma bu fitara zıttır. Bedeli de ağırdır) 

 

1618. Kız çocuğu dünyaya geliyor, çocukluk dönemini yaşadıktan sonra genç kız olup güzelleşiyor. Bu kadının sermayesi kadınlığı ve güzelliğidir. Fıtrat onu anne olacak şekilde ve çocuk yetiştirecek şekilde donatmış. Bu kadının geçimini de onu alacak erkeğe yüklemiştir.  yani kadın geçimini temin etmek üzere iş sahibi olmaya çalışmaya mecbur bırakılmamış. 

Kadın zengin bile olsa geçimini kocası temin etmek zorunda. 

Bu alemde her şey ne için yapılmışsa, ne için yaratılmışsa orada kullanılır. Doğru olan budur. Kadın fıtraten anne olacak, çocuk yetiştirecek şekilde yaratılmış. Şimdi bu fıtratta olan kadınları, Fıtrat onları çalışmaya, hayatını kazanmaya mecbur etmediği halde, onları iş hayatına sürmek, erkekler ile yanyana çalışmak zorunda bırakmak, adeta o zayıf omuzlara evin geçimini de yüklemek büyük bir zulümdür, bu durum fıtrata zıt olduğundan pek çok problemin çıkması da kaçınılmadır. 

Nitekim günümüzde pek çok problem çıkmış ve çözmekte mümkün olmamaktadır. Tek bir çözüm yolu vardır; kadını fıtratına uygun olan annelik vazifesi için yuvasında döndürmek. Her kim ki kadınları yuvalarından dışarıya teşvik ediyorsa onlar Yanlış ediyor, her kimki kadınları yuvasına davet ediyorsa onlar da doğru olanı yapıyorlar demektir. 

 Nitekim Bediüzzaman Hazretleri "kadınları yuvalarından çıkardılar beşeri baştan çıkardılar yuvalarına dönmeli" demiştir. 

Çözüm budur. 

 

1619. Eğer bir davanız var ise bunu ancak nazarı ahirette olan, Allah'ın rızasını düşünen kişilerle yapabilirsiniz. Bunu Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam yaptı. Sahabelerin nazarı ahirette idi. Rızai ilahiyi kazanmak ve cennete gitmek istiyorlar, cehennemden Allah'a sığiniyorlardı. Onlar bu uğurda canlarinı ve mallarıni feda ettiler ve başardılar da... 

Amma nazarı dünyada olan, dünyevi beklentiler içinde olan, dünya menfaati için koşan kişiler dinlerini dünyayı elde etmek için feda ederler. Bunlarla hiçbir yere varılmaz.. 

NE KADAR DİNDAR GÖRÜNÜRSE GÖRÜNSÜN BİR INSAN DÜNYANIN PEŞİNDEYSE ONDAN KAÇ... 

 

1620. Bizler bu dünyaya gelip gözlerimizi açtığımızda büyük bir mücadele gördük. Bu mücadele Cenab-ı hak ile tamamen Ene olmuş nefis arasındadır. Cenabı Hak zaten mülk ve idare kendisinin olduğundan mülkünde kendisinin emir ve yasaklarının tatbik edilmesini etmiştir. Buna karşılık Ben diyerek ortaya çıkan nefis ve ene Allah'ın mülkünü sahiplenmekte ve Allah'ın emir ve yasakların tatbikine karşı çıkmakta ve kendi isteklerinin tatbikini istemekte ve bunun için çalışmaktadırlar.  Bizler ise birer asker gibiyiz. Hangi tarafın askeri olduğumuza bakmamız gerekir. Allah'a inananlara ve müslümanlara Cenab-ı Hak kendi tarafında yer almalarını ve bütün yeryüzünde kendi emir ve yasakları tatbik oluncaya kadar savaşmalarını emretmektedir. Bu grupta olanlar hizbullahtır yeryüzünde Allah'ın emir ve yasaklarının tatbiki için mücadele etmekte ve kendi nefislerinde de nefislerinin istediğini değil Allah'ın emir ve yasaklarını tatbik etmek için çalışmaktadırlar.  yani Bu grubun mücadelesi hem Allah'ın emir ve yasaklarını kendi nefsine tatbik etmek için nefisleriyle cihad etmek , hem de alem çapında dünya çapında Allah'ın emir ve emir ve yasakların tatbik etmek için cihat etmektir. 

Diğer grup ise nefis ve ene yolunda mücadele ederler. Allah'ın emir ve yasaklarının tatbik edilmemesi için mücadele ederler. Kendi nefislerinde Allah'ın emir ve yasaklarını tatbik etmedikleri gibi  dünya hayatında da Allah'ın emir ve yasakları tatbik edilmesin diye mücadele ederler ve Allah'a Meydan okurlar. Vücud benim, istediğimi yaparım. Mal benim istediğim gibi harcarım derler. Allah ise onlara sınır getirmiştir. İşte onlar bu sınırlara karşı mücadele ederler. Allah'ın emirleri ve yasakları tatbik edilsin diye uğraşanlar ile onlarda Nefis yolunda savaşırlar. Mesela, Allah celle celaluhu kadınların örtünmesini emreder, onlar ise bu emre karşı mücadele ederek kadının açık gezmesi için savaş acarlar. 

Aslında başindan beri dünyadaki savaşın temeli budur. Sen hangi tarafta mücadele ettiğine bak. 

 Son yıllarda bu mücadeleyi bitirecek ortak bir nokta bulmaya çalışıyorlar. yani nefsani hayat isteyenler istedikleri gibi yaşasınlar biz onlara karışmayalım Biz de istediğimiz gibi ibadetimizi yapalım onlar da bize karışmasın şeklinde.. Ancak bu mümkün değildir. Çünkü Allah Celle Celalühü kendisine inananları onlar ile Cihad etmeye davet ediyor ve emrediyor. Sen ancak Allah'ın bu emrini terkedersen orta yol bulunmuş olur ama o zaman Sen Allah'ın emrini dinlememiş olursun yani vazifeni yapmadığından suçlu olursun.. 

Yani orta yol yok...bu mücadele mutlaka kıyamete kadar devam edecektir. 

Yok öyle onlar bize karışmasın biz de onlara karışmayalım. 

Karışmak zorundasın..yoksa kaybedersin.. 

 

1621. Dikeni var diye gülden vazgeçme. Her nimet bir güldür. 

 

1622. Açlığın hüküm surdüğü arakan kamplarına gitsen pasta börek tarifi yapsan bu onlarla dalga geçmek, alay etmek demektir. 

Aynen öyle de; alem-i islamda oluk oluk muslüman kanı akarken, islam ülkeleri yikılmışken bugun cuma hutbesinde hoca çocuğa güzel isim koymaktan bahsetti. 

Bu müslümanlarla dalga geçmek, alay etmek olur. 

 

1623. Ahirete inanan birisi kendisine zulmedenlerin ahirette hesap vereceklerini düşünerek rahatlıyor.  Peki ya ahirete inanmayanlar? Onlar kendilerine zulmedenlerin ettikleri zulümlerin yanlarına kalacağını düşündüklerinden tesellileri de olmuyor.  Bu durumdaki inançsız insanlar teselli bulamadiklarından herhalde akıllarini yiyecek hale geliyorlardır. Belki içki, kumar, film, tiyatro gibi şeyler ile kendilerini avutma ihtiyacında olmaları bundandır. Bu gibi şeylerin kâfirler arasinda yaygın olmasi bundandir. 

 

1624. İlla cami ve cemaat..  

Yarın ahirette cami ve cemaate devam edenlere verilecek mükâfâtı görünce devam etmeyenler nasıl pişman olup kendilerini ayiplayacaklar, hatta kahr olacaklardır. Zira misafire ikram hane sahibine göre olur. Camiye devam edenler Allah'ın misafirleri durumundadır. Allah'ın misafirlerine ikramı da kendine göre olacaktır. Onun ikraminın nasıl olduğuna hayal bile yetişmez.. 

İşte cami ve cemaate devam edenler bu ikramlara mazhar olurlar, inşallah. 

 

1625. İnsan ve bütün canlılar rızıklarını elde etmek için koşuştururlar ama rızıklarını elde edemezler onların bu gayretlerine karşılık Allah dilerse, dilediğine dilediği kadar rızık verir. 

"Canlar içinde rızkını elde edemeyenler vardır sizin de onların da rızkını Biz veririz" ayet.. 

İnsan hasta olur Şifa bulmak için koşturur Allah dilerse ona şifa verir dilerse vermez. 

İnsan doğru yolu bulmak için koşuşturur. Allah dilerse Onu doğru yola eriştirir. 

İnsan işlemiş olduğu günahlardan kurtulmak için tövbe eder. Ancak O günahları Allah dilerse siler. 

İnsan zengin olmak için gayret eder ancak Allah dilerse onu zengin eder. 

İnsan ilim sahibi olmak için koşuşturur ve çalışır ancak Allah'ın verdiği kadar ilim sahibi olabilir. 

YANİ, KİŞİ BİR ŞEYİ ELDE ETMEK İÇİN GAYRET EDER, 

ANCAK BU GAYRETİ İLE O ŞEYİ ELDE EDEMEZ. BU GAYRETİNİ BİLEN VE GÖREN ALLAH DİLERSE O ŞEYİ ONA NASIP EDER. 

GENEL OLARAK TA ALLAH CELLE CELALUHU GAYRET EDENIN GAYRETINİ BOŞA ÇIKARMAZ. 

 

1626. İnsan bir müddet susuzluk çekse sonra da suyun çok önemli olduğunu anladığı için su toplamaya başlasa ve su biriktirse ne kadar akılsızlık eder. 

Aynen öyle de insan bir müddet maddi sıkıntı çekse ve bu yüzden ömrünü hep mal biriktirme ile geçirse ne kadar akılsızlık eder. 

 

1627. Şehir hayatı insanı Cenab-ı Hakk'ın eserlerinin teşhir salonu olan tabiattan uzaklaştırıyor. 

 

1628. İNSAN MÜTHİŞ BİR ESER! 

İnsanın sadece dişleri üzerinde çalışan, dişleri ile ilgili egitim veren dünyada binlerce fakülte var. Bu fakültelerde yuzbinlerce docent, prof, doktor var. Bu fakültelerde sade insanin dışleri ile ilgili eğitim alan yüzbinler belki milyonlar öğrenci var. Ayrıca diş kliniklerinde calışan milyonlarca diş doktoru ve teknisyen var. 

Ve bu milyonlarca diş ile ilgili eğitim alan veren milyonlarca insan insanin sadece dişini incelemekle bitiremiyorlar. 

Şimdi insanın gözünü, kalbini, midesini, üreme organlarinı, kulağinı, bogazinı, beynini ve hakeza düşünün. İncelemekle bitmeyen akıl almaz bir eser. 

Peki...eser bu kadar harika olunca acaba onu yapan usta nasıl bir usta olur, bir düşünün. 

Üstelik bu vücud bizim sadece bineğimiz. Bineğimiz böyle harika olunca, acaba biz ne kadar harika bir eseriz, akıl ermez. 

İşte böyle bir insan parası yok diye, elbisesi eski diye veya başka sebeplerden dolayı hor görülemez, değersiz addedilemez. 

Bir mümini hakir görene bu, günah olarak yeter denmiştir. 

 

1629. Para veren emir de verir, para,alan emir de alir. Bir kişi için de bir ülke için de bu geçerlidir. 

 

1630. Tavukların birinci işi yumurtlamaktır. Tavukların sahibi onların daha çok yumurtlaması için ortam hazırlaması gerekirken, bir de yumurtlamalarını engellemek için uğraşırsa ya ahmaktır, yada tavuklara zarar veren bir haindir. 

Aynen öyle de, bu dünyada kadınlar insan fabrikasıdırlar. Kadınların asıl vazifesi topluma insan yetiştirmektir. Bu vazifeyi onlardan başkasının yapmasi da mümkun değildir. Şimdi sen evinde oturup 8-10 tane çouğu doğurup, yetiştirip topluma kazandıran bir anneyi boş oturuyor kabul edersen, ve onu da erkek gibi dışarda çalışmaya koşturursan ve neticede bu kadınlar bir iki çocuğu doğurup ancak yetiştirir hale gelirse, sen buvtopluma ihanet eden en büyük bir hainsin demektir. 

Nitekim zalim bir adam çıkıp öyle demişti; toplum iki kanatlı kuş gibidir. Erkekler çalışıp kadınlar evde oturursa o toplum ilerleyemez. 

Evde oturup çocuk yetiştiren kadınları boş oturuyor kabul etmişti. 

Halbuki bir çocuğun doğurulup yetiştirilmesi ve ilk önce annesi tarafından eğitilmesi yıllar sürmektedir. 8-10 çocuk yetiştirip topluma kazandıran bir kadın nasıl boş oturmuş oluyor? Malesef bunu diyen olmadı. 

30 sene kadar önce Bitlis'te öğretmendim. Ev sahibim ben orada iken 12.çocuğuna hamileydi. Benden sonra daha kaç çocukları oldu bilmiyorum. Şimdi bu kadın demek evde boş oturuyor, öyle mi? Senin aklına tüküreyim. 

Evet, avrupa bu hatayı yaptı. Şimdi cadde ve sokaklarında kendi vatandaşlarından çok yabancı insanlar var. Amma bakıyorsun zavallı kadına vermişler koca belediye otobüsünü, sür demişler. 

Gözümle gördüm, vermişler kadına kocaman bir şehirlerarası otobüsü, gece sabaha kadar zavallı kadın tek başına direksiyor sallıyor. İşte yaptıkları bu, medeniyetleri bu. 

Kardeşim, birşeyden randıman almak istiyorsan onu, ne için yapılmışsa orada kullanacaksın; kalemi yazmakta, bıçağı kesmekte, arabayı binmekte kullanacaksın. Kadın ve erkek te, Allah fıtraten onları ne için yaratmışsa o vazifede kullanacaksın. Yoksa bu zararlı gidişten ne kadın kârlı çıkar, ne erkek, ne de toplum. Herkes zarar eder, ve ediyor ve edecek. 

Ya...toplumu bu yola sevk eden, kadınları evlerinden çikarabilmek için teşvik üstüne teşvik veren akılsız idarecilere ne demeli...asıl vazifesini terk etmiş dışarda çalışan kadınlara,teşvik üstüne teşvik veten, evinde oturup asıl vazifesini yapıp ülkeye insan kazandıran kadınlara en küçük bir teşvik vermeyen idareciler ya ahmaktırlar yada bilerek veya bilmiyerek topluma ihanet eden hainlerdir. Evet, durum bu. Bu kadar yanlış nasıl yapılabiliyor, ve toplum tarafından kabul görüyor, doğrusu hayret.. 

 

1631. Bir eserde mükemmellik görürsen hemen onu yapan ustayı düşünmelisin. Çünkü eserdeki mükemmellik ustanın mükemmelliğindendir. Eserdeki mükemmelliği hayran hayran seyredip onu yapan ustayı aklına getirmemek ahmaklıktır. 

Şimdi kendine ve insana bak, akıl almaz, müthiş bir sanat eseri olduğunu göreceksin. Demek bu mükemmellik onu yapan ustanın mükemmelliğini göstermektedir.  

Bunu yapabilirsen diğer şeylere bak! Karıncaya bak, yediğin karpuza bak, meyve veten ağaca bak, sinege bak, güneşe bak, ay'a bak. Her neye baksan aynı mükemmelliği ve harika sanatı göreceksin. Bu hem onları yapan Zat'ın nasıl bir mükemmel usta olduğunu, aynı zamanda ne kadar kudtetli oldugunu, heryeri gördüğünü ve bildiğini vs göstetecektir. 

Buna kâinatı okuma denir. Bu okuduğuna da marifetullah denir. Ne kadar çok yapabilirsen o kadar derece alırsın ve o derece manevi olarak makamın yüksek olur. 

HAYDİ...NE DURUYORSUN... 

 

1632. MÜTHİŞ BİR HAKİKAT! 

1. Gözümüz ile kocaman ve müthiş bir kâinat görüyoruz. 

Buna zahir diyoruz. Bunu herkes görüyor. 

2. Bu kâinatın bir yaradanı ve bir idare edeni olduğunu aklımız ile anlıyoruz. Buna da hakikat diyoruz ki butün tarikatların hedefi bu hakikate varmak için seyru süluk yapmaktır. 

3. Aklımız ile anladığımız bu kâinatın sahibine iman edip 

Onun emir ve yasaklarına göre yaşamaya da şeriat diyoruz. Demek tarikatlara girmekten maksat zahirden hakikate geçmek içindir. Bunu başaran insan azdır. Hakikatten şeriate geçmek ve şeriat dairesinde yaşamak ise Allah'ın lutfuna mazhar olanların varabilecekleri bir mertebedir. 

DEMEK 3 DAİRE VARDIR;  

1. DAİRE ZAHİR,  

2. DAİRE HAKİKAT   

3. DAİRE ŞERİAT. 

Şeriat dairesine varan çok nadir olduğundan bugüne kadar yazılan  kitaplarda bu daireden bahseden pek olmamıştır. İnsanlar iman edip farzları yapsalar bile genel olarak zahir dairesinde yaşarlar. Bahsettiğimiz hakikatlere ise taklidi olarak inanırlar. 

Bu yuzden iman taklidi ve tahkiki olarak ikiye ayrılmıştır. 

Tahkiki imanda da 3 mertebe vardır. 

1. İlmel yakin. 

2. Aynel yakin 

3. Hakkal yakin. 

 

1634. Dinimiz ne güzel bir din. Elbette yaşarsan bu anlaşılıyor. Rafta duran bir ilaç Elbette kullanılmazsa bir işe yaramaz bir faydası olmaz. 

 

1635. Kâinat bir bütündür, bir tek zerre bile ondan ayrı olamaz. Bu tevhidin cilvesidir. Müminler de bir ve beraber olmaları gerekir. Bu tevhidin gereğidir. 

Peygamberimiz sav camide cemaatle namazı kılarken arkada tek kalan müslüman için onu şeytana bırakmayın buyurmuştur. Yani bizler hiç bir kardeşimizi dışlamadan toplum içine almalıyız. 

 

1636. Sen namazı bırakmazsan namaz da seni bırakmaz! 1637. Paranın değeri kişiden kişiye değişir. O para ile hayati ihtiyaçlarını alacak bir kişi için o para hayati öneme sahiptir. Adamın alacağı bir ihtiyacı yoksa, o para kâğıttan ibarettir. 

 

1638. Kitaplar mantarlar gibidir; çok harika, okumaya doyulmaz faydalı kitaplar olduğu gibi, kişiyi zehirleyip hatta manen öldüren kitaplar da vardır. 

 

1639. Ehlullahın halleri... 

Malum olduğu üzere insanlar üç guruptur; ehli dünya, ehli ahiret ve ehlullah. 

Bu üç gurubun her şeyleri birbirlerinden farklıdır. Kişi dilinin altında saklıdır. Bu üç gurubun konuşma ve sohbetleri farklıdır. Ehli dünya dünya işlerinden, malından mülkünden ve bunun gibi şeylerden konuşur, sohbet eder, bundan zevk alır. 

Ehli ahiret ise ahirete ait şeylerden, ibadetten, salih amellerden bahseder ve bu tarz sohbetten hoşlanır. Ehlullah ise Allah'a ait işlerden, yani alemde esmasının tecelillerinden ve icraatlarından, marifetinden bahsederler. Bu üç gurubun mallarıda farklıdır; ehli dünyanın sermayesi dünyevi mal mülk vs dir. Ehli ahiretin sermayesi yaptığı ibadetler ve onların karşılığinda almayı umduğu sevaplar ve cennet nimetleridir. Ehlullahin ise ne aklında malı mülkü vardır nede yaptığı ibadetlerin karşilığında bekledigi sevap ve ücretler. O hep hata, kusur ve gunahları ile mesgul olur ve dilinden estağfirullah hiç eksik olmaz. 

Ehli dünya daha fazla dünyalık kazanma peşinde ve daha rahat etme derdindedir. Ehli ahiret ise daha fazla sevap kazanma ve cennet nimetlerini daha fazla elde etme peşindedir. Ehlullah ise Cenab-ı Hakk'ın rızasını kazanabilme ve kendini kurtarabilme derdindedir. Bu yüzden ehli dünyanın güldüğü sevindiği şeylere ehli hakikat ağlar, onların ağladığı şeylere ise güler demişlerdir. 

Ehli dünya mümkün olduğu kadar lüks içinde yaşamaya çalışır, ehli ahiret ise dünya hayatına ve şatafatına o kadar önem vermez, ehlullah ise imkanı olsa bile şatafattan ve lüks yaşamaktan kaçar. 

Ehlullah mütevazidir, çünkü hata kusur ve günahtan başka birşeyi yoktur. Korku içindedir, zira kendince bu kadar günahla ne yapacağını bilememekte ve buyük bir ahiret endişesi taşımaktadır. 

Ehlullah ta çalışır, çünkü dünyevi ihtiyaçlarını meşru yoldan karşılamak zorundadır. Ancak asla harama girmez, şüphelilerden bile uzak durur. 

Ehlullah çok ibadet yapmasa bile aklı fikri kalbi, dili daima zikir halindedir. Daima Allah' ı anar ve  O'nun eserlerini ve isimlerinin tecellilerini düşünür ve tefekkür halindedir. Hayattan zevk almak noktasında  da bu üç gurup çok farklıdırlar. 

En az zevki ehli dünya alır. Dünyevi işlerin altında ezilir, dünyayı elde etse bile rahat ve huzuru olmaz.  

Ehli ahiret ise dünyada rahat bir hayat sürer.  

Ehlullah olanlar ise onlarin bu hayattan aldıkları zevki tarif etmek bile mümkün değildir. Sanki daha dünyada cennete girerler ve bir nevi cennet zevklerini alırlar. 

Elbet bu konuda daha çok seyler yazılabilir. Arzu edenler ilave yapabilirler. 

 

1640. Şeytan dedi ki:"Senin halis kulların bir tarafa hepsini saptıracağım" Ayet 

Demek halis olmaktan başka yol yoktur. Bunu da ancak nazarı ahirette olanlar elde edebilir. 

Nazari dünyada olan, dünyanın peşinde olan, maksadı dünya olan insanlar halis olamazlar. Dolayısıyla şeytanın eline düşmekten de kurtulamazlar. 

 

1641. Doğru olan, fıtri olan erkeğin kadına hükmetmesidir. Eğer kadın erkeğe hükmediyorsa o erkeğin dünyada da ahirette de işi zordur. 

1642. Nasıl toplum içinde yaptığın hareketlere ve söylediğin sözlere göre her gün değerin değişir,  

Aynen öyle de, yaptığın hareketlere, yerine getirdigin farz, vacip ve sünnetlere göre veya yaptığın isyanlara göre devamlı Allah katındaki degerin değişir. 

 

1643. Biz risale-i nur okumuyoruz. Risaleler ile kâinatı okuyoruz. 

 

1644. Ben çalıştım kazandım deme! Ben çalıştım, gayret ettim, Rabbim verdi de. 

 

1645. Avrupa medeniyeti israf üzerine kurulmuştur; Ne kadar tüketirsen o kadar medenisin. Onun için istatistikler yayınlarlar. Ülkelere göre kişi başı tüketilen su, et, süt, vs. şu kadar diye. Hangi ülkenin insanı daha çok tüketirse o kadar medeni oluyormuş. Ne kadar çok tüketirsen o kadar medenisin! Yuh bunların medeniyetine. 

İslamiyet te ise iktisat esastır; Ne kadar az o kadar iyi. Bildiğiniz gibi israf haramdır. Demek avrupa medeniyeti haram üzerine kurulmuştur. 

İslamiyeti bırakıp Avrupa gavurları ne derse onu yapan, onların peşinden gidenlere de yuh olsun. 

1646. Çevrenizdeki insanlar ağaçtaki dallar gibidir, doğru Dallara yapışırsanız yükselirsiniz, yanlış Dallara yapıştırırsanız düşersiniz. 

Demek, insan dogru kişilerle beraber olursa yükseklenir, yanlış kişilerle beraber olursa düşer. 

"Kişi arkadaşının dini üzeredir" hadisi şerif. 

 

1647. Allah dünyaya hitap etti: 

“Ey dünya! Bana hizmet edene sen de hizmet et. Sana hizmet edeni de hizmetinde çalıştır" Etrafinınıza bakın. 

İnsanların çoğunu dünyanın hizmetçisi olarak göreceksiniz. Allah'a yönelen,Allah'ın dinine hizmet eden ve insanlara faydalı olmak için koşusturanlara ise dünyanın hizmet ettiğini göreceksiniz. 

Kendinize de bakın; sen mi dünyaya hizmet ediyorsun, Yoksa dünya mı sana? 

Yalnız burada yanlış anlama olmasın. Kişinin ihtiyaçları karşılamak için, çoluguyla çouğuyla başkasına muhtaç olmamak için çalışması nafile ibadet etmesinden efdaldir. Bu mesele ince bir meseledir karıştırmamak lazım. Kişi gece gündüz calışır, gene de Allah yolunda olabilir. Zaten dinimiz gidin yatın, saece ibadet edin demiyor ki.. 

1648. Seherlerde teheccüde kalkanların hesapsız cennete gidecekleri, 

Kuşluk namazını kılanların ehl-i cennet olacakları,  5 vakit namazı kılmayanların cehenneme doğru yol aldıkları söylenebilir. 

 

1649. Hadis inkârcılarını devamlı peygamberimize sav çatarken görürsünüz. Neden? 

Çünkü onlar ayetleri kafalarına göre yorum yaparak yeni bir din ortaya koymak istiyorlar! Amma o ayetlerle ilgili peygamberimizin sav sözleri ve uygulamalari var. Bunlar Onun tam tersini anlayıp yapmak istiyorlar. 

Eee peygamberin tam tersini söyleyip yapınca da biryere varamiyorlar, hedeflerine ulaşamiyorlar. Bu durumda delleniyorlar ve en büyük engel olarak gördükleri peygamberimize sav kızdıkça kızıyorlar. 

Bu yüzden devamlı hadislere çatıyorlar, peygamberimize saldıriyorlar. Dini bir türlü bozamadıklarından kahroluyorlar. 

CEHENNEME KADAR YOLLARI VAR. 

Dolayisıyla görseniz ki bir adam hadislerle uğraşıyor, bilin ki o bir peygamber düşmanıdır. Çatlasalar da bu dini bozamayacaklardır. 

1650. Bu günü değerlendiremeyenin yarını değerlendireceği meçhuldür. 

 

1651.Değerli kardeşlerim,  

Akıl almaz nimetler içindeyiz. Rabbimiz konuşuyor, biz dinliyoruz. Biz konuşuyoruz Rabbimiz dinliyor. Peygamberimiz sav konuşuyor biz dinliyoruz. Biz de ona selam veriyoruz. O da alıyor. 

Düşünebiliyor musunuz? Nasıl nimetler içindeyiz. Bu dünyada Rabbi kendisi ile konuştuğu halde Onu dinlemeyenden, Peygamberi konuştuğu zaman Onu dinlemeyenden daha zavallı kim vardır? 

 

1652. Allah'ın yasak ettiğini devlet serbest edemez! 

Allah'ın serbest ettğini devlet yasak edemez. 

'Allah'a isyanda kula itaat yoktur. Ayet. 

 

 

1653. Diyanet işleri başkanı siyasi otorite tarafından tayin edilen bir memurdur. İstedikleri zaman da degiştirebilirler. Dolayısıyla böyle bir memurdan cesaret isteyen, hatta gerekirse her türlü çile çekmeyi göze almayı gerektiren dini hakikatleri söylemesi beklenemez. 

Nitekim bu güne kadar da söyleyen çıkmamıştır.  

Dolayisıyla Diyanet işleri başkanı olarak siyasi otorite tarafından atanan bir memur dini bir otorite olamaz. Onun vazifesi imamların, muezzinlerin tayini, görevlendirme, yer değistirme, camiler ile ilgili meseleleri idare ve yurütmesidir. Yani vazifesi maddi islerdir. 

Dinimizde ise otorite olanlar manevi olarak görevlendirilmektedirler. İmami Azam, imam Şafii, Mevlana hz, AbdulKadiri Geylani hz, Bediüzzaman hz.leri ve emsali binlerce zatlar manevi olarak görevlendirilmişlerdir. Hiç birisi siyasi otorite tarafindan tayin edilmemiştir. 

1400 senedir bu böyle devam etmiş ve edecektir. 

Meraklısına... 

 

1654. Bir kişi kesin olan farzları yapamıyor ve kesin olan haramları işlemekten kurtulamıyorsa nefsine kul olmuş demektir. 

 

1655. Hani oyuncu, star, mega star, yıldız, sanatçı gibi şatafatlı ve cazip isimlerle topluma takdim edilenler var ya...işte onlar vücudlarını belirli süreliğine para karşılığı kiraya verenler veya satanlardır. 

 

Yönetmenle kiralama için belirli bir ücret mukabilinde anlaşma imzalarlar. 

O adamın vücudunu kiralayan kişi ondan ne yapmasinı isterse artık o adam onu yapar, ne giymesini isterse onu giyer, ne söylemesini isterse onu söyler, neyi dinlemesini isterse onu dinler, karşı cins ile soyunup yatağa girmesini isterse onunla yatağa girer, banyoya gir derse milyonlarca insanın önünde banyo yapar ve hakeza.. neler yaptıklarını zaten görüyorsunuz. 

Vücudunu kiraya veren kişi bunun karşılığında belirli bir ücret alır. 

Ancak insanın böyle vücudunu kiraya verip o ne derse onu yapmasi, neyi giy derse onu giymesi, neyi söyle derse onu söylemesi yasaktır. 

Buna rağmen toplumda vücudunu kiraya vermek için hevesli ve istekli o kadar çok insan vardır ki, yönetmenler onların içinden seçmek zorunda kalırlar. Halbuki insanın vücudu Allah tarafından ona emanet olarak verilmiştir. Böyle şeyler yapması yasaktır. İşte bir kişi, vücudunu bu sekilde kiraya verip onların o vücudu istedikleri gibi kullanmalarına para karşılığı izin verirse, Allah'ın verdiği vücud emanetine ihanet etmiş olur. Garip olanı, böyle hainlere toplumun içinden milyonlarca insan hayran olup sever, hatta onlar gibi olmayı ister ve hayranlıkla onlari izlerler. Böylece bu insanlar da o hainler ile manen beraber olurlar. Bundan anlaşıliyor ki bu hainleri sevenler, hayran olarak izleyenler, ellerinden gelse onlar gibi olmak isteyenler de yarın ahirette onların gittiği yere giderler ve beraber olurlar. Çünkü kişi sevdiği ile beraber olacaktır. İşte bu işler dinimize uymadığı için islam aleminde tiyatro, sinema gibi şeyler gelişmemistir. Bunlar gavur ülkelerinde yaygın olmuştur. 

Son asırda müslüman ülkelerde de bunların yaygınlaşması muslümanların hayat tarzlarinın da artık hristiyanların hayatlarına benzemis olmasındandır. 

 

1656. İçimizde bulunan nefis ve şeytan insanın manevi kulağına her türlü pis sözleri söylüyor ve akla gelmedik pis resimleri getiriyor! 

Bu onların vazifesidir ve bizimlede alakası yoktur. Zira bundan dolayı ahirette hesap ve mesuliyet yoktur. Çünkü bunları biz istemeden yapıyorlar. İrademiz ile de bunlardan kurtulamiyoruz. O zaman mesuliyetimiz de yoktur. 

Bunun çaresi, bundan kurtulmak için uğraşmayacaksın. 

Yoksa, daha da şiddetlenir. Peki, ne yapacağız? 

Gayet basit... onlarla ilgilemiyeceksin...çünkü bu senin iraden haricindedir ve ondan hesaba çekilmeyeceksin, ceza da görmeyeceksin! 

Mesele bitmiştir, hepsi bu... 

 

1657. Zekat açıktan ve en yakınlarımızdan başlamak üzere verilmelidir. 

Yoksa,zekatın pek çok hikmeti zail olur. 

 

1658. Kâinat; insanın, rabbini tanıması için Allah'ın yarattığı ve tasarruf ettiği bir eserdir. Bu yüzden Kur'an kâinattan bahseder. 

 

1659. Seni dünyaya getiren, getirirken sormadığı gibi, götürürken de sormayacaktır. 

 

1660. O çok aldatıcı (şeytan)da sizi Allah(ın affı) ile kandırmasın. Ayet. 

Seytan insanı isyan ettirmek, haram olan seyleri yaptirmak için "Allah affeder, yap sonra tövbe edersin, bir defadan birşey olmaz" gibi sözler söyler. Bu tarz sözler söyleyen "Allah affedicidir, merak etmeyin, yani bir nevi siz günah işlemeye devam edin" anlaminda sozler söyleyenler hoca da olsalar bir nevi seytandırlar yada insi şeytandırlar. 

 

1661. Maaşınız ne kadar yüksek olursa olsun, siz onun hakettiğiniz kadarından istifade edersiniz. Gerisi elinizden bir şekilde çıkar. 

 

1662.Emre uyup namaz kılıp secde edenlere hazırlanan mükafatlar ile secde etmeyenlere verilecek cezalar tahmin bile edilemez 

 

1663. Mü'min kâinata baktığı zaman "sübhanallah, elhamdülillah, Allahuekber" der ve diğer zikirleri çeker.  Nefsine baktığı zaman da estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, der. 

Eğer böyle değilse, ve adamın zikri, fikri seçim ve geçimse, o adam kendi derdine yansın! 

 

1664. Eğer sahip olduğun nimetleri güzellikleri kemalatı Allah'tan bilip övünmek yerine şükür ediyorsan ve sen de bulunan hata kusur ve günahları avukat gibi savunmak yerine kabullenip tövbe istiğfar ediyorsan adam olmuşsun demektir. 

 

1665. İslamiyette esas olan cami cemaatidir. Diğer cemaatler de eğer bu cemaate adam yetiştiriyorlarsa istikametlidirler, yoksa istikametli değildirler. 

 

1666. Ne kadar zengin olursan ol israf etme hakkın gene yoktur 

 

1667. Halis olan bilmediği şeyde bile doğru yapar; Halis olmayan doğru yaptığını düşündüğün de bile yanlış yapar. 

 

1668. Dünyada en güzel şeylerden biri az yemek, en çirkin şeylerden biri de çok yemektir. 

 

1669. Şeytan insanın maddesine baktı, baktı ki insanın maddesi topraktır. Bu yüzden ona değer vermedi ve madde olarak ateş daha üstün dedi ve kendini üstün gördü. 

Şimdi sen de insanların malı mülkü varsa, makamı varsa, parası, güzelliği vs varsa değer veriyorsan, ve maddi şeyleri olmayana da değer vermiyorsan şeytanin yaptığını yapıyorsun demektir. 

Eğer malın mülkün çok diye veya makamın veya maddi diğer şeylerin var diye kendini üstün görüyorsan sen de bir nevi şeytan olmuşsun ve seytanın yaptığını yapıyorsun demektir. 

 

1670. Nefis nasıl ki yeme içmeye doymuyorsa, ruh ta zikre, şükre doymaz! 

Bu yüzden ikisi de cennette ebedi devam edecektir. 

 

1671. İnsanlar Allah'ı unuttu diye Allah'ta insanları unuttu mu sanıyorsunuz? 

İnsanlar Allah'ın emir ve yasaklarını akıllarından bile geçirmiyorlar diye,  

Canlarının istediği gibi yaşıyorlar diye, 

İnsanlar Allah'ın son kitabı olan Kur'an'ı yasakladılar diye, 

Allah'ında insanları ve dünyayı unuttuğunu ve bıraktığını mı sanırsın? 

Asla, el'an bu dünyada herşey her'an Allah'ın elinde ve tasarrufundadır. 

 

1672.Din bitiriliyor; hocalar, alimler, kıssacılar ve siyasiler tarafından.. 

 

1673. Mekke döneminde müslümanlar putlara dokunmadılar amma gidip o putların önünde de eğilmediler! 

 

1674. Nefis iyi bir binektir Eğer ona binebilirseniz çok istifade edersiniz, eğer o size binerse yandınız demektir 

 

1675. En başarılı insan Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam'dır. Tarih boyunca onun kadar insanlar üzerinde etkili olmuş başka bir kişi yoktur.  Buna rağmen O hiçbir zaman Övünmemiş, aksine Rabbini hamd ile tesbih etmiş ve tövbe etmiştir. Çünkü Rabbimiz Ona şöyle hitap etmiştir " Allah'ın yardımı ve Fetih geldiği zaman ve insanların bölük bölük Allah'ın dinine girdiklerini gördüğün zaman Rabbini hamd ile tesbih et ve ona Tövbe Et Şüphesiz O tevbeleri çok kabul edendir" 

Nasr suresi 

 

1676. Kendimi çok güvende hissediyorum. 

 Çünkü Allah'ın mülkünde ve Onun idaresindeyim...bu demek d3ğil benim başıma,bir şey gelmez. Gelir elbet, amma O demeden gelmez! 

 

1677. Süfyan sistemi seçimle gelmedi ki seçim ile gitsin. 

 Geldikleri gibi gidecekler ! 

Selahattin Altıntaş 

 

1678. Eğer sizin gündeminiz de Kur'an'ın gündemiyle aynı ise tam adamsınız demektir. 

 

1679. Herşey önce insana düşan yüzünü gösterip düşmanmış gibi davraniyor. Ta ki insan Rabbine koşsun, Ona yalvarsın, Ona sığınsın, Ona kul olsun. 

Eğer insan bunu yaparsa bütün herşey bu defa da ona dostluk yüzünü gösteriyor. Ve bu insan bütün o dostlarının içinde Allah'a kulluk ederek mutlu, ferah bir hayat yaşıyor. 

Yok eğer insan Allah'a sığınıp Ona kulluğa yönelmezse sonu olmayan düşmanların içinde perişan ve sikıntılı bir hayat yaşayıp gidiyor. 

Tabii, buna hayat denirse.... 

 

1680. Bu alemde canlı olsun, cansız olsun; melek olsun, şeytan olsun; mümin olsun kâfir olsun; hiç kimse Allah demeden bir adım atamaz. Öyleyse; korkacaksan Allah'tan kork, isteyeceksen Allah'tan iste! 

 

1681. Tarih boyunca helâk olan kavimlerin hepsinin ortak özelliği; peygamberlerini dinlememeleridir.  

Şimdi biz dinliyor muyuz acaba? 

 

1682. Sahip olunan maddi şeyler ile üstünlük taslamak şeytani bir haslettir.  

Şeytan ateşten yaratılmasına bakarak topraktan yaratılan Adem as'a üstünlük taslamıştı... 

 

1683. DECCAL KOMİTESİ İNSANLIĞA SAVAŞ AÇMIŞTIR! 

Dünya çapında etkili olan deccal komitesi avrupa, Amerika, İsrail, İngiltere ve bazzen Rusya'yı da kullanarak maddi ve manevi olarak insanlığı yok etmek için savaş açmıştır. Bugün yeryüzündeki bütün karışıklıkların sebebi budur. 

Deccaliyet bu ülkelerin gücünü kullanarak ilk olarak toplumun temelini oluşturan aileyi yok etmeyi hedefine koymuştur. 

Bunun için ailenin direği olan erkeği hedefine koymuş, onu itibarsızlaştırmış, çıkarttırdığı kanunlar ile erkeğin elini kolunu bağlamış ve aile içinde etkisiz hale getirmiştir. Aile içinde terbiye maksadı ile de olsa kendi hanimına veya çocuklarına bir tokat atmasını bile yasaklamış ve aile içindeki erkeğin otoritesini elinden almıştır.  

Aile içinde para kazanıp gelmek sureti ile mali gücü elinde tutan erkeğin bu gücunü de elinden almış, kadınlara çalışma alanlarına göndererek kadının da para kazanmasını sağlamış, onların ekonomik olarak ta özgürlestirmiş ve erkeğin eline bakmaktan onları kurtarmış ve erkeğin bu otoritesini de elinden almıştır. Erkeğin her yönü ile elini kolunu bağlayarak aile içindeki otoritesine son vermiş, kadını ise özgürlestirmiş, gerek kuvvet noktasında, gerekse para noktasında erkeğin otoritesinden çıkarmış, kadının cebine parayı koymuş, ona hükmetmek isteyen erkeğin elini kolunu bağlamış, ve kadını yuvasınin dışına çikartarak istediği gibi giyinme ve istediği gibi yaşama özgürlüğü vermiş ve ona müdahale edecek herkese şiddetli cezalar veren kanunları çıkarmış ve kadını bu şekilde aileden koparmıştır. Bütün bunlar için ülkelerde kanunlar çıkarttırarak aile düzenini bozmuş yada bozmak için uğraşmaktadır. 

İkinci olarak, toplumun geleceği olan çocuklarımızın güzel yetişmesini engellemek için okulları ve öğretmenleri hedef almıştır. 

Eğitimin motoru öğretmenlerdir. Öğrermenleri etkisiz hale getirmek için her türlü kanunu çıkartmış ve öğrencilere ögretmenin en küçük bir yaptırım yapmasına firsat vermeyecek şekilde ögretmenlerin ellerini kollarını bağlamıştır. Öğrencisine yanlış bir hareketinden dolayı en küçük bir ceza veren öğretmenleri basında rezil ederek, mahkemelerde süründürerek öğretmeni itibarsızlaştırmış ve öğrenci uzerindeki otoritesini elinden almıştır. 

Öğrencileri ise güya öğretmenlerin otoritesinden kurtarmış ve özgürleştirmiştir. Öğretmenler öğrencilerden korkar hale gelmiş ve böylece geleceğimizin teminatı olan çocuklarimızın da aile gibi bozulmasını sağlamışlardır. 

Üçüncü olarak, deccal komitesi ailede erkeği, okulda öğretmeni etkisiz hale getirdikten sonra, toplumu ve insanlığı yikabilmek için alimleri hedefine almıştır. Alimler toplumların düzgün olarak devam edebilmesi için hayati öneme sahiptirler. Bu yüzden insanlığa ve topluma savaş açan deccaliyet komitesi elbette alimleri de hedefine koyacaktır ve koymuştur. İnsanların onları dinleyerek toplumun düzgün olarak devam etmesini engellemek için doğru ve düzgün alimleri hapishanelerde süründürmüş, nicelerini idam etmiş, basın yolu ile onları itibarsızlaştırmış veya alimleri korkutarak hakkı söylemelerini engellemiş, böylece hakiki alimlerin toplum üzerindeki olumlu ve yapıcı etkilerini ortadan kaldırmıştır. 

Onların yerine dini bozacak, dinin toplum üzerindeki olumlu etkilerini yok etmek için şatlatan, sahtekâr hocalar yetiştirip onlara revaç verdirmiş, özellikle televizyonlarda bu aslında din düşmanı olan bu sahte alimlere fırsat vererek toplumun din ile olan bağlarını da koparmıştır. 

Daha sonra ise, her türlü şer için hazır bir hale getirdikleri toplum ve insanların önünü açmışlar, zinayı, içkiyi, fuhşu ve her türlü şer işlerin önunü kanun ile açarak insanları ve toplumu bozmuşlardır. Dikkat ederseniz bu komite her ülkede istediği gibi kanunlar çıkartacak güce sahiptir. Nitekim bizim ülkemizde de her türlü şer kanunu çıkartabilmektedirler. 

Bu saklı ve gizli de değildir. 

Bütün bunlar olurken, toplumu da diziler, filmler, oyun ve eğlenceler ile oyalayıp mesgul etmektedirler. Daha dindar ve uyanık olanları da, kendileri ailenin ve toplumun temeline dinamit koyarken, onları da "Ayasofya açılsın mı, açılmasın mı" diye tartıştırarak mesgul etmekte ve oyalamaktadır. 

Aile, toplum, insanlar, okullar ve din bozulduktan sonra, Ayasofya açılsa ne olacak, açılmasa ne olacak!? 

 

1684. Bu kâinatın sahibi bir elçi göndermiş, emir ve yasaklarını bildirmiştir. O elçiyi dinlemedikçe bize rahat yoktur! 

 

1685. Müslümanların başında bir halife olmadıkça ümmetin göz yaşı bitmez. 

 

1686. İnsanın maddi vücudu yemek içmekten usanmadığı gibi, manevi vücudu da ibadet, zikir, fikir ve şükürden usanmaz. 

 

1687. Yeni bir alet veya cihaz, makine alsanız ve arıza yapsa, servise götürseniz; size ilk sorulacak şey kullanma kılavuzuna uyup uymadığınız olacaktır. Eğer uymadı iseniz elbette problemler çıkacak denecektir. Aynen öyle de; bu hayatın klavuzu islamiyettir; en azından Allah' inanacaksın ve en azından farzları yapıp kesin olan haramlardan kaçacaksın. 

Eee, farzları yapmayan, haramları işleyen bir insanin, bir ailenin, bir toplumun, bir ülkenin problemleri bitmez. 

 

Gunümüzde toplumun her yerinden problem geliyor, dünyada huzur yok... 

Elbette olmayacak... sen Allah'ın mülkü olan bu dünyada her türlü haramı teşvik edip yaparsan, farzları da yasaklarsan başına taş yağmadığına şükredeceksin. Elbet bunun cezası asıl ahirette olacaktır.. 

 

1688. Bu ülke ne zaman çoğunluğun dediği değil, Allah'ın dediği olacak derse, o gün kurtulmuştur. 

 

1689. Şu anda gavurların sponsorluğunda ülkemizde tatbik edilmekte olan ılımlı islamiyet projesi kadar dinimize zarar veren bir proje görmedim. Kimler tatbik ediyor, dikkat et! 

 

1690. Avrupanın teknolojisine baktık, sefahetini aldık! 

 

1691. Gayr-ı meşru yoldaki zevkler tuzlu su gibidir. İçtikçe daha fazlasını istersiniz. Nihayetinde batar gidesiniz. 

 

1692. Var olan Allah'tır. Baska herşey Onun var etmesi ile var olan seylerdir.  

Dolayisıyla bunlara var denmez. Bunlar Allah'ın var etmesi ile var olan, devam ettirmesi ile devam eden şeylerdir. Allah isterse bütün bunları bir anda yok eder. Dolayisıyla hakikatte var olan sadece Allah'tır. Ezeli ve ebedi olan Odur. Bizim varlığımız Onun bizi var edip devam ettirmesi ile, yani Ona dayanarak devam eden tebei bir varlıktır. 

Dolayısıyla ilah olan sadece Allah'tır, başka herşey mahluktur. 

Dolayısıyla sen kimseyi gözünde ilah gibi görecek şekilde büyütme, o da Allah'ın yarattığı bir mahluktur. Dolayısıyla Allah'ın yarattığı bir mahluk olduğu halde ilahlık taslayanlar da sahtekârlardır. 

 

1693. Ağacın üstünde meyveler var.. bunlar nereden geldi, bakıyoruz. Ağacin için de meyve yok. Toprakta yok. Nereden geldi bunlar?  

Bunlari ağacın üstünde Allah yaratti ve sana rizik olarak verdi. 

Güneş te öyledir. Güneşin aslında ne ısisi vardır ne ışığı. Allah ona onlari verir. O güneş sadece vasita olur, sana aksettirir. Gerçek budur. 

 

1694. Alemde neye baksanız bir farklılık görürsünüz. Hiç bir insan bir digerine benzemez, hic bir hayvan digerine benzemez. İki kar tanesi de birbirine benzemez, iki kelebek te. Herkes herşey farklıdir. Amma bir açıdan bakınca da herşeyde bir birlik vardır. 

Mesela keçi ile deve birbirine benzemez amma ikisi de mükemmeldir. Karınca da mükemmeldir, ayı da. Dünya da mükemmeldir, ay da. Yani, Mükemmel olma noktasında hepsi aynı mükemnelliği gösterirler. Birisi, yapan zatın ihtiyarını, iradesini, ehadiyyetini ve ferdaniyetini, göstrirken, diğeri vahdaniyyetini göstermektedir.  

Aleme bu iki açıdan bakabilirsen, birincide hiç birşey digerine benzemez, ikincide herşey birlik gösterir. 

 

1695. Zavallı insanlık,,nefis ve şeytanın elinde ne hale geldi... 

Buna inançsızlar da, hristiyan, yahudi, atesperesetler, puta tapanlar da dahil olduğu gibi, inandığı halde nefis ve şeytana tabi olanlarda dahildir. 

 

1696. Cansız şeyler..... 

Cansız demek hareket etme kabiliyeti olmayan akılsız, şuursuz, hareketsiz şeylerdir. Amma bu alemdeki 

 

cansızlar öyle hikmetli bir hareket halindeler ki, akıl durur. 

Cansız amma müthiş hareket halinde! 

Mesela, bulut cansizdır. Amma nerede yagmura ihtiyaç var, ne zaman ihtiyaç var, ne kadar ihtiyaç var sanki biliyor, o vakitte oraya gidip ihtiyaç kadar yagmur birakıyor. 

Mesela dünya cansızdır. Amma öyle bir hareket ediyor ki, o hareket etmese bizler hemen ölürüz. 

Rüzgar cansızdır, amma öyle ölçülü ve zamanında esiyor ki, rüzgarlar olmasa hayat biter. 

Cansızlar, amma müthiş hareket halindeler. Bu cansızların hareket etme kabiliyyeti olmadığına göre, demek onları ihtiyaca göre, hemde hepsine gücü yeten birisi kullanıyor demektir. 

Var mı ikinci bir şık? 

 

1697. Kâfirler nefsani bir hayat yaşadığından, nefis ise sadece şu anı yaşadığından kafirlerin dünyaları dar bir alemden ibarettir. 

Sen de ne kadar kâfirlere benzersen ve nefsani bir hayat yaşarsan o kadar dar bir alemde yaşar, nihayetinde boğulur gidersin. 

 

1698. Kâfirlerin maddi hayatlarına bakıp ta sakın imrenmeyin. Onlar ruhlarında cehennemi yaşıyorlar. 

 

1699. Kâfirler nefsani bir hayat yaşıyorlar. Nefis ise bulunduğu anı yaşar, bulunduğu andan zevk alır veya acı çeker. Dolayisıyla kâfirler bulundukları anı yaşadıklarından dar bir dünyaları vardır. Bunlar geçmiş ve gelecekten akıl alakadarlığı ile ancak elemler alırlar. Hayvanlar gibi de olamazlar,,çünkü hayvanlara geçmiş ve geleceği düşünecek akıl verilmemiştir. 

Dolayısıyla akıl kâfirler için başlarına belâdır; geçmiş ve gelecekten devamlı elem getirir. Bu yüzden akıldan kurtulmaktan başka çare bulamazlar. İşte bunun için içki içerler, bunun için çalgı, çengi sinema, tiyatro gibi şeylere giderler. Böyle şeylerin kâfirler arasında yaygın olması bundandır. 

Nefis kâfirleri mahvetmektedir. Mutluluk ruha ait olduğundan nefsani hayat yaşayan kâfirlerin mutlu olma şansı, (ihtimali)da yoktur. 

 

1700. İnsandaki en büyük ihtiyaç sevilmek ve değer verilmektir. İnsan ancak sevilip değer verilirse tatmin olur, yoksa asla tatmin olamaz. 

Bu duygu da ancak insan Allah tarafından sevilip değer verildiği zaman tatmin olup kemâlini bulur. 

Kâfirler ise tamamen maddi bir hayat yaşadıklarından ve birbirlerine bile maddi olarak değer verdiklerinden bu duygularının tatmini söz konusu bile olmaz. 

Bu dünyadan mahvolmuş olarak çıkıp giderler. Maddi olarak ne kadar büyük iş yapmış olurlarsa olsunlar, değişmez. 


1701. İster alim, ister cahil; eğer adam, "sen merak etme, günah işlemeye devam et, Allah affedicidir" diyorsa, bu adam şeytana çalışıyordur. 
Yok eğer diyorsaki; kardeşim, günah işlemeyi bırak, haramları terk et, tövbe et. Allah senin işlemiş olduğun günehları affeder. 
Bu adam doğru söylüyordur. 
Umarım farkı görmüşsünüzdür. 
 
1702. Allah'tan rızık istediğiniz gibi başarı ve muvaffakiyet te isteyiniz. Çünkü Allah vermezse hiç bir şeyde maddi öanevi başarılı olmak mümkün değildir. 
 
1703. Allah'ın nimetlerinin sayısı yoktur. Yani o kadar çok. Her bir nimetin de kıymetini takdir etmek mümkün değildir, yani son derece kıymetli. Şimdi sen hem son derece kıymetli hem de sayısız nimete mazharsın.  Bu durumda nasıl şükredeceksen et.  
Bu yüzden şükürden acizim demek te şükür kabul edilmiş. 
 
1704. Akşam oldu ve sen sıcak bir yatak ta uyuyorsun.  
Aman Ya Rabbi! Bu nasıl büyük bir nimet.  
Aslında her bir nimette böyledir. 
 
1705. Gelen kaza, belâ, hastalık sıkıntı gibi şeyleri sabır, şükür ve tevekkül ile karşılarsan o belâ olmaktan çıkar, hikmet ve rahmete dönüşür. 
Yok, eğer o belâ ve musibeti şikâyet ederek karşılarsan o belâ ve musibet gittikçe büyür ve gerçekten belâ ve musibet olur. 
 
1706. Allah cc insana verdiği bütün nimetleri bir anda geri alabilir. Başka hiç kimse bunu yapamaz. Öyleyse bu insan başaksından değil, Allah'tan korkmalıdır. 
 
1707. Allah insana rızık vermese insan ölür. 
İnsan yediğini çıkaramasa gene ölür. 
Bu durumda insan kendisine nasıl güvenebilir ki... 
 
1708. Kesin tavsiyemdir. Yaşadığınız beldede eğer çok isyan var ise, çok haramlar, gayri meşru işler var ise orayı terk edin! Çünkü orada akla gelmedik sıkıntılar olur. Çünkü orası gazab-ı ilahiyi çekmektedir. 
 
1709. Bu hayatta gördükleriniz hayatın vitrin bölümüdür. Bir de bu vitrinin arkası vardır. Genel olarak insanlar vitrinde güzel görünen şeylere talip olurlar. 
Halbuki onun arkası öyle güzel degildir. 
Mesela gayri meşru yollarda keyf ediyor gibi gorünenlere bakar, hatta gavurların görunüsteki hayatlarına bakar, müthiş keyf ettiklerini gorür. O da o yola girer. Bir de ne görsün, meğerse cehennem gibi bir hayat... 
Bunu basite almayalım. Osmanlı dönemindeki avrupa hayranlığı budur. Vebugün ülkemizdeki bu ahlaktaki rezilliğin sebebi odur. 
Bu yüzden hayatlar kaymaktadır. 
O zaman sen görünüşe aldanma! Onların keyf ettiği felan yok. Cehennem gibi bir hayat yaşıyorlar amma imtihan için sana öyle gösteriyorlar. 
Sen bu kâinatın sahibinin emir ve yasaklarına göre yaşa, rahatta orada, keyf de orada. 
 
 
1710. Ağaçların üzerindeki meyvelerde ağaçların hakkı nedir? Hiç... 
Aslında her birimizde böyleyizdir.  Üzerimizde görünen kemalatta hakkımız hiçtir. 
 
1711. Fransa Lyon'dayım. Metroda insanların yüzüne baktım. Neredeyse gülen bir yüz göremedim. Bütün suratlar asık. 
En fakir bildiğimiz afrika ülkelerini de gördüm, bangladeşi de gördüm. Oralarda ise gülen, neşeli mutlu çok insan gördüm. 
Demek, madde insanlara mutluluk getirmemiş. Maddenin, dünyanın peşinde koşan insanlık mutlu olamamış hatta diyebilirim k8 madde onu boğmuş. Demek peygamberimizin sav son derece basit bir hayat yaşaması boşuna değilmiş. 
Rahat etmek isteyen mümkün olduğu kadar basit bir hayat yaşamalı. 
 
1712. Kadınların hakları Allah'ın verdiği kadardır. Onun vermediği bir hakkı vermek firavunluktur. Allah mirasta kadına yarım hisse vermişse sen bunu tam hisse yapamazsın.  
Boşama hakkını erkeğe vermişse sen bu hakkı erkekten alamazsın. 
Alırsan ne olur? 
O zaman ben ilahım demiş olursun. Yani Allah iyi bilememiş, yanlış yapmış, ben düzeltiyorum demiş olursun. Bu durumda alnında sadece müminlerin göreceği 'haza kâfir' yazısı yazılmış olur. 
Bu sadece küçük bir örnektir. Firavunların bunun gibi yaptıkları diğer icraatlarını da buna kıyas ederseniz nasıl bir deccal döneminde olduğumuzu anlayabilirsiniz. 
 
1713. Bir çocuğun elinden çikolatasını alırsanız çocuk için en büyük mesele o olur. Amma elbette hakikatte en büyük mesele o değildir. O, o çocuk için öyledir. Dikkat et, senin için de çok büyük, hatta en buyük meseleler vardır amma o, sana göredir. Belki de sen çok basit meseleler içinde boğuluyorsundur. 
Dikkat et! 
 
1714. Kadın, Nefis ve Şeytan.. 
Bunlar arkalarına devlet desteğini de almışlar ve istedikleir gibi at oynatıyorlar. 
İşte ahir zaman fitnesi budur. 
 
1715.Şimdi devlletlerin idaresinde Allah'ın değil, şeytan'ın dediği yapılmaktadır. 
Nefsin isteklerine sed çeken Allah'ın emir ve yasakları kaldırılmış ve nefsin isteklerinin önü açilmıştır. Erkeğin eli kolu bağlanarak ailedeki hakimiyyetine son verilmiş ve kadına her istediğini yapabilirsin diyerek serbest bırakılmıştır. 
Devletlerin idaresinde bu işleri yapanlar deccalın adamlarıdır veya kendileri deccaldır. 
 
1716. Allah'ın kuluyum deyip te sonra da fiili olarak nefis ve şeytana kulluk yapmayacaksın! 
 
1717. Sen kendine şükür kapısını aç, göreceksin ki nimetlerin sonu yok. 
 
1718. Sen kendine isteme kapısını açma, sonu gelmez! 
 
1719. Sen kendine itiraz, şikâyet kapısını açma, sonu gelmez! 
 
1720. Ağaçları tablacı olarak görebiliyor musunuz? 
 
1721. Ne kadar mütevazi olursan o kadar çok meyve verirsin. 
Bak toprağa. Son derece mütevazi, amma ondan ne kadar sebze meyve fışkırıyor. 
Bak ağaçlara, boyunlarinı bükmüş bekliyorlar. Allah onlara ne verirse razılar. Onlar da Çok çok meyve veriyorlar. 
Sen de meyve veren faydalı bir insan olmak istiyorsan mütevazi ol. Olabilindiğin kadar mutevazi. Ne kadar mutevazi olursan o kadar meyve verirsin. 
 
1722. Benim kızım okudu, ekmeğini eline aldı demeyin. çünkü kadının çalışıp ekmeğini eline alması diye birşey yoktur. Geçim kocaya aittir. 
 
1723. Kâfirler Allah'a düşmandır. Ehl-i dalalet ve nefsani hayat yaşamak isteyenler de öyledir. Hatta bunlar müslümanlardan da nefret ederler. 
Çünkü, onlar nefislerinin arzu ettiği bir hayat yaşamak ve her türlü pis işleri yapmak isterler. Engel olarak ta Allah'ın emir ve yasaklarını ve onları tatbik etmek isteyen müslümanları görürler.  
Nefislerinin arzularına ulaşmayı engelledikleri için Allah'a da, peygambere de, müslümanlara da düşman olurlar. 
Bundan kurtulmanın yolu nefsani hayatı terk edip müslüman olmak, yani Allah'ın emir ve yasaklarına,teslim olup ona göre bir hayat yaşamaya çalışmaktır. 
 
1724. BU DÜNYADA YAŞAYAN, 
1. Ehl-i iman olup salih amel işleyenler öyle keyf edip sefa sürerler ki hangi nimete şükredeceklerini şaşırırlar. 
2. İman ettim der amma haramları işleyerek yaşarlar. Bunlarda hayatta inim inim inlerler, lâkin bunların çoğu neden inlediğini de bilmez. 
3. Kâfirler canlarının çektiği gibi yaşarlar. Onlara bol nimet de genel olarak verilir. Ne var ki bunlar ruhen bir nevi cehennemde yaşarlar. Amma görünüşte öyle keyf ediyor gibi görünürler ki muslümanları imrendirirler. 
 
1725. Allah cc insana ne müthiş bir değer vermiş. İnsanın dili ile Allah konuşuyor. Yani insan Kuran okuduğu zaman herkes onu dinliyor. Çünkü o anda o kişinin dilinden konuşan Allah'tır.  
Bütün kâinatı ona hizmet ettiriyor. İnsanı karşısına alıp ona hitap edip onunla konusuyor.  
Cebrail as bile "keşke ben de insan olsaydım" demiş! Allah cc seni insan olarak yaratmış, kıymetini bilmeye bak. Yoksa cehenneme odun olursun. 
 
1726. Arabanızda ki benzin bitiyor diye ikaz eden lambayı görmezden gelir veya söndürürseniz bir müddet rahat edersiniz ama sonra çekeceğiniz zahmeti siz düşünün! 
Aynen onun gibi, ahirete ait bugün yapılan ikazları görmezden gelir veya dinlemezseniz belki bir müddet rahat edersiniz ama sonra çekeceğiniz zahmetleri siz düşünün! 
 
1727. SEYRU SÜLUK DEDİĞİMİZ MANEVİ 
YOLCULUĞUN ÖZET OLARAK BEYANIDIR. 
Manevi terakkide üç ana daire vardır. En merkezde insanın kendisi vardır. 
İnsan çevresindeki ilk daire zahir dairesidir. Bu hepimizin gördüğü alemdir. Buna zahir diyoruz. Kişi bu zahir dairesinden hakikat dairesine geçmek için seyrü suluka başlar. Bu manevi bir yolculuktur. Insanların çok 
 
buyük bir çoğunlugu bu zahir dairesinde, sebepler aleminde yaşar ve olür. 
Zahirden hakikate geçmek için yapılan bu manevi yolculuk kisiye göre değişmekle beraber ortalama 40 yıl sürer. 
Bu sürenin sonunda hakikate çıkabilenler esma dairesine varmış olur. Bu dairede seyri süluk devam eder. Ancak bu daire o kadar geniştir ki Kolay kolay bu daireyi kimse bitiremez, ancak Allah'ın diledikleri müstesna... zaten bu daireye gelenler bir nevi cennet gibi bir hayata geçtiklerinden çıkmak ta istemezler. Bilmezler ki bir üst daire daha bir harika.. 
Bu dairede sıfat ve şuunat dairesi de vardır. Bu daireleri de geçerse zat dairesine gelir ve burada Alemlerin rabbi ünvanı ile Cenab-ı Hakk'a muhatap olur. 
Böylece seyri sülukunu tamamlamış olur. 
 
Daha sonra nefsine doğru tekrar seyri süluka başlar. Bu dönüş çabuk olur. 
Nefsine döndükten sonra asıl daire olan, halifei arz olduğu, insanın yaratılış gayesi olan şeriat dairesindeki hayatına başlar. 
Bu dairede yaşarken görünüşte diğer insanlardan hiç farkı olmaz amma, onun manevi halini hayal bile etmek mümkün değildir. 
İŞTE SEYRİ SÜLUK DEDİĞİMİZ MANEVIİ YOLCULUĞUN ÖZETİ BUDUR. 
 
1728. Herkes ne kadar yaşamış diye sorar. Halbuki kişinin ne kadar yaşadığı, yaşadığı yıl sayısına bakarak değil, ne kadar dolu yasadığına bakarak anlaşılır. Fatih Sultan Mehmet hz.leri 47 yaşında vefat etti. 
Peygamberimiz sav 61. 
İş kaç yıl yaşadığin degil, ne kadar dolu yaşadığındir! 
 
1729. Hayatı gitmekte olan bir trene benzetirsek, bu tren Adem as'ın yer yüzüne indirimesi ile hateket etmiş ve kıyamet sabahına kadar da durmadan yoluna devam edecektir. 
Bu trenin yolcuları tren hareket halinde iken bindirilmekte ve yolculuk suresi dolanlarda tren hareket halinde iken indirilmektedirler. 
Bu tren milyonlarca insanın öldüğü 2.dünya savaşında bile durmamış, yani hayat devam etmiş ve kıyamet kopana kadar da devam edecektir. 
 
1730. Dünya bir gün düzene girer de mutlu ve huzurlu olurmuyuz diye bekleme! Dünya böyle çalkalanarak devam eder. 
 
1731. Çevremde az da olsa mutlu olan karı-kocaları görüyordum. Amma bu mutluluğun sırrını çözemiyordum. Şimdi çözdüm. 
Eğer erkek karısını gerçekten seviyorsa bu çiftler mutlu oluyor ve mutlu yaşıyorlar. Yani çiftlerin mutlu olması kadının kocasını sevmesine değil, erkeğin hanımını sevmesine bağlı.. 
Mutluluk için erkeğin hanimını sevmesi şart! 
BU TESPİT ÖNEMLİ BİR TESPİTTİR. 
 
1732. İnsan hayatını bir kitap gibi düşünürsek her gün bir sayfa olur ve yarın ahirette oku kitabını derler.! 
 
1733. İnsan.... 
Melekleri geçer! 
İnsan, Allah'ın huzuruna bütün kâinatı temsilen namaz ile çıkıp, bütün onlar namına huzura varıp, bütün onların ibadetlerini, istianelerini arz edebilen tek varlık... 
İnsan.... 
Bütün kâinatta tecelli eden bütün isimleri birden anlayıp, bütün onları namaz ile huzura çıkıp külli zikirler ile, külli şükürler ile ifade edebilen tek varlık.... 
İnsan.... 
Bütün kâinatın acizliğini, muhtaçlığını namazdaki rukü ve secde ile huzuru ilahide ilan edebilen tek varlık... 
İnsan... 
Bütün kâinat namına namaz ile huzuru ilahiye çıkıp, bütün onları temsilen Cenab-ı Hakk'a muhatap olabilen tek varlık.. 
Peygamberimiz sav mirac ile fiilen bunları yaptı ve bizler için de o yolu açik bıraktı ve " Namaz müminin miracıdır" buyurdu. 
"Allah meleklere 'yeryüzünde halife yaratacağım' dedi." Bakara suresi. 
İşte halife olmayı başaran ve namaz ile bir nevi miraca mazhar olabilen insanlar bu insanlardır. 
 
Rabbim bizleri de böyle halife-i arz olabilen ve namaz ile bir nevi miraca çıkabilen kullarından eylesin. 
Amin... 
 
1734. İnsanlara hükmedenlerin çoğu kendilerine gizemli bir hava veriyorlar ve kendilerinin diğer insanlardan farklı, gizli ve gizemli halleri olduğunu hissettiriyorlar. Böylece, bir cahil adam bu şekilde en üst mertebedeki adamlara hükmedebiliyor. 
Hani bazen derler ya, koskoca bir profesör boyle bir cahil adamı nasıl dinliyor ve dediğini yapiyor.. işte bu sırdan dolayı yapıyor. 
 
1735.Herşey önce insana düşan yüzünü gösterip düşmanmış gibi davraniyor. Ta ki insan Rabbine koşsun, Ona yalvarsın, Ona sığınsın, Ona kul olsun. 
Eğer insan bunu yaparsa bütün herşey bu defa da ona dostluk yüzünü gösteriyor. Ve bu insan bütün o dostlarının içinde Allah'a kulluk ederek mutlu, ferah bir hayat yaşıyor. 
Yok eğer insan Allah'a sığınıp Ona kulluğa yönelmezse sonu olmayan düşmanların içinde perişan ve sikıntılı bir hayat yaşayıp gidiyor. 
Tabii, buna hayat denirse.... 
 
1736. Bu alemde canlı olsun, cansız olsun; melek olsun, şeytan olsun; mümin olsun kâfir olsun; hiç kimse Allah 
 
demeden bir adım atamaz. Öyleyse; korkacaksan Allah'tan kork, isteyeceksen Allah'tan iste! 
 
1736.İnsan bir makinaymış! 
İnsan gülen bir hayvanmış! 
Bu sözler bize düşünür, mütefekkir, filozof gibi isimler altında takdim edilen; amma aslında daha insanin bile ne olduğunu bilmeyecek kadar cahil olan insanların sözleridir. 
Dolayisıyla, batilı düşünür ve filozoflar kainatı kimin yarattığını ve niçin yaratildığını bilmezler! Onlar insan nedir, vazifesi nedir, ne için dunyaya gönderilmistir, vazifesi nedir, ve bu dünya hayatından sonra neteye gidecektir, bilmezler. 
O zaman bu kadar cahillerin ne dedikkerini dinlemeye, yazdiklarinı okumaya gerek yoktur. 
 
1737. Maddi ve manevi olarak kâinat ve bütün alemler insana bakar, insana hizmet eder ve insanın etrafında döner. 
İnsan da bütün kâinata ve alemlere bakar, onlardan istifade eder ve ona göre zikreder ve şükreder. 
İşte insan böylece yaratılış gayesine uygun olarak halifei arz olur. 
 
1738.  
Bir kişi yüzünü Allah'a dönüp Onun emir ve yasaklarına göre hareket etmeye başlarsa, bu kişinin yüzü Alay-ı illiyyine doğru dönmüştür. Bu yolda ne kadar ileri giderse o kadar terakki eder. 
 
Eger kişi yüzünü nefsine doğru dönüp onun istek ve arzularına göre hareket etmeye başlamışsa, o zaman da bu adamın yüzü esfel-i safiline doğru dönmüştür. Bu yolda ne kadar ileri giderse o kadar tedenni eder. 
 
1739. Bütün kâfirlerin zenginliklerinin tamamı benim sadece bugün tuttuğum orucun karşılığında ahirette alacağım ücret kadar olamaz! 
 
1740. Tıp kitaplarını okuyarak kimse doktor olamıyor. İlla okula gidecek, o kitapları hazm etmiş hocalardan ders alacak ki doktor olabilsin. 
Alim olmak ta öyledir. 
Kur'an'ı, hadisleri sadece kendi başına okuyarak alim olamazsın. Bu işte uzman alimlerden ders alacaksın. 
Onlar icazet verdikten sonra alim olabilirsin. 
 
1741. Kur'an'da birinci dava lâ ilahe illallah olduğu gibi, kâinatta da ilk görünen lâ ilahe illallah hakikatidir. 
 
1742. Kur'an nasıl mucize ise, mücessem Kur'an olan kâinat ta içinde bulunan herşeyi ile beraber tamamı mucizedir. 
 
1743. Bu dünyada cehennemin numunesi hapishanelerdir. 
Cennetin numunesi de ailedir. 
Bu yüzden ailenin düşmanı, yıkmak için uğraşanı çok. 
 
1744. Bütün güzellikler Allah'ın cemil isminin tecellisi ve Onun san'atıdır. Kimsenin kendine mahsus güzelliği yoktur. 
 
1745. Ahiret endişesi taşımayan kişilerde dünyevi küçük meseleler kafalarında büyümeye başlar. Nihayet o meselelerin içinden çıkamaz hale gelir. Psikolojik problem dedikleri budur. Ahiret endişesi taşımayan insanlar bundan kurtulamazlar. 
Psikolojik destek alıyormuş! İlk okullarda bile psikologlar görev yapmaya başlamış! 
Ne yaparsanız yapın, kurtulamazsınız. 
Çare, gerçekten kişinin kendisi için son derece önemli olan gittiği ahiret alemlerini düşünmesi ve orası için endişe etmesi, ve orada başına gelebilecek sıkıntıların endişesini taşıması ve şimdiden kendisini o tehlikelerden kurtaracak hareketlere yönelmesidir. Fıtri olan ve olması gereken budur.  
Bu olmadıktan sonra psikolojik sıkıntılardan kurtulmak mümkün değildir. 
Demek bizim toplumda eskiden olmayan psikolojik rahatsızlıkların çoğalması, insanimızın ahireti unutması ve dünyaya yönelmesinden dolayi imiş. 
Çare bellidir. Yoksa çare ilk okullara bile psikolog görevlendirmek değildir. 
 
Nitekim peygamberimiz sav bir hadislerinde şöyle buyurmuştur, " kim derdlerini bir derd yaparsa, yani ahiret endişesi taşırsa, Allah onun dünyevi derdlerini satın alır" 
 
GÖRDÜNÜZ MÜ DÜNYEVİ DERDLERDEN KURTULMANIN YOLUNU.. 
 
1746. Bir secde edebilmek, bütün dünyaya sahip olmaktan yeğdir. 
 
1747. Ebedi hayat yolunda en kıymetli şeyiniz olan imanı elde edeceğiniz tek yer bu dünyadır.  
Bu dünyadan imansız ayrılan ebedi olarak bir daha imanı bulamaz. 
Bir insanın bu dünyadan imanla ayrılmaktan daha ciddi bir meselesi olabilir mi? 
İşte insan bunu derd edinse, dünyevi hiçbir mesele onu üzemez. Ve artık psikolojik sıkıntıları da olmaz. Demek günümüzdeki psikolojik sıkıntıların sebebi ahiret endisesi taşımamaktandır. 
 
1748. Bu dünyada öyle bir ortam hazırlanmıştır ki; isteyen iman eder, isteyen puta tapar, isteyen zina eder isteyen namuslu gezer, isteyen namaz kılıp oruç tutar, isteyen isyan eder, isteyen helalinden kazanıp yer, isteyen hırsızlık yapar, isteyen itaat eder isteyen isyan. Yani herkesin hayır veya şer her istediğini yapabileceği bir yerdir bu dünya hayatı. Ve böyle bir ortam ebedi olarak bir daha olmayacaktır. Artik herkes ne yaptı ise kendisinedir. 
Amma herşey kaydedilir, hiçbirşey kaybolmaz, hesap için muhafaza edilir. 
Herkes yaptıklarına göre yarın ahirette muamele görür. 1749. Bu alemde Allah cc demeden hiç kimse hasta olmaz ve hiç kimse ölmez? Öyleyse sadece Ona kulluk edelim, sadece Ondan korkalım. 
 
1750. Eğer bu dünyada sizi yaratan rabbinize secde edebiliyorsanız, ne mutlu size. Yok, secde edemiyorsanız dünya sizin olsa fayda yok. 
 
1751. Çocuklarınızı dünyayı kazansınlar diye koşturursanız, dünya onları manen boğar; dünyayı kazansalar bile. 
 
1752. Az bir zevk için insanın kendi vücuduna zarar verecek şeyleri yapması ne kadar akılsızlıktır! 
 
1753. Kur'an ve hadis varken alimlerin kitap yazması doğru mu? Onların kitap yazmalarına ihtiyac var mı? 
Evet,doğrudur ve ihtiyaç vardır 
 
1754.  
İnsanların sahip oldukları ilim, zenginlik, güzellik, akıllı olmak gibi şeyer diğer insanlara üstünlük taslamak için kullanılamazlar. 
Belki bu gibi nimetlere sahip olanların bu nimetler için daha çok şükür etmeleri ve mütevazi olmaları gerekir. 
Çünkü bu nimetleri onlara Allah vermiştir. Öyleyse Allah'a teşekkür etmeleri gerekir.  
Eğer bu nimetleri Allah verdiği halde kendilerininmiş gibi sahiplenirlerse ve bunlarla diğer insanlara üstünlük taslamaya kalkarlarsa nankör olmuş olurlar. 
 
Tokadı da çabuk yerler. 
 
1755. Sizi bir araya getirecek ortak noktaları ararsanız, bulursunuz. 
Sizi ayıracak ayrılık noktaları ararsanız, onu da bulursunuz! 
 
1756. Sen öyle yükseklerden uç ve hedefine yönel ki, insanlar sana zarar veremesinler. İster hayranlıkla, ister kıskançlıkla seni seyretsinler. 
 
1757. İnsanları bırakın, onlar ile uğraşarak enerjinizi boşa harcamayın. Hedefinize doğru hareket edin, ayağıniza takılan taşlarla meşgul olup oyalanmayın. 
Yoksa hedefinizden geri kalırsinız. 
Eger sizin doğru bir hedefiniz yoksa, o zaman istediğinizi yapabilirsiniz. Çünkü siz, zaten o zaman boşa yaşiyorsunuz demektir. 
 
1758.  
 
 
 
 
Gavurlar adamlarımızı öldürüyor, biz cenaze kaldırıyoruz. 
Biraz da onlar cenaze kaldırmalı, değil mi? 
 
Nerede bizim adamlarımız? 
 
1759. Gavurların en sevdiği müslüman tipi "maddi cihad zamanı geçmiştir, cihad manevidir" diyen müslümanlardır. Öyle ya, böylece onlar milyonlarca müslümanı öldürüp islam ülkelerini yıkarken içerdeki müslümanlardan bazıları, onlara gül atmaktan bahsediyor. 
 
 
 
 
 
Ohhhh ne âlâ...istediğin kadar müslümanı öldür, karşı koyan yok...adamlar altın dönemlerini yaşıyorlar. Yakında eli silahlı mücahidleri, cihad meydanindaki yiğitleri görene kadar böyle devam eder.. 
 
1760. Bize namaz gibi tarifi imkansız harika ve kıymetli bir hediye veren Rabbimize sonsuz hamd olsun! 
 
1761. Herkes nasıl doktor mühendis olamıyorsa alim de olamaz! 
 
1762. Hakiki alimler siyaseten de olsa ümmeti yanıltacak şeyler söyleyemezler. Onlar sıradan insanlar gibi değildirler! 
 
1763. Uçak havada uçarken belirli hızın altına düşemez. 
Yoksa düşer. 
Aynen öyle de; hayatın belirli bir hızı vardır. İnsan bu hayatın hızına uymak zorundadır, yoksa düşer. Yani hayat onu kenara çikarır. 
 
1764. İnsan Allah'ın yardımıyla başardığı nice işi kendim yaptım sanır. Ne zaman ki "ben yaptım" der, tokadı yer, oturur! 
 
1765. Gayr-i meşru yollara girdinse, yandın! 
Meşru bile olsa nefsin istek ve arzuları peşinde koşmaya başladınsa, yandın! 
Allah'ın istek ve arzularını, emir ve yasaklarını yerine getirmek için hareket etmeye başladınsa, köşeyi döndün. 
Bu kadar... 
 
1766.Efendim halk düzelirse sistemde düzelir idarede düzelir demek Boşuna beklemektir. 
 
Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam Mekke'deki müşrik sisteminin değişmesi için halkın değişmesini beklemedi. Medine'de ordusunu topladı geldi ve o sistemi bir günde yıktı. Demedi nasılsanız o şekilde idare olunursunuz ve halkın düzelmesini beklemedi.. O zaman sen de beklemeyeceksin. Yapacağın birşey varsa yapacaksın. 
 
MESELELERİ BİRAZ GENİŞ DÜŞÜNELİM. 
 
1767. "Her gördüğünü Hızır bil" diye meşhur bir söz vardır. Bu güzel bir sözdür ama hepimiz biliriz ki her gördüğümüz hızır değildir. 
Bundan daha önemli ve hem de kesin olan birşey var o da her gördüğünü Allah'ın kulu bilmektir. 
Eğer siz her gördüğünüzü Allah'ın kulu diye görür, bilir ve ona göre muamele ederseniz harika bir hâl kazanırsınız, onların sahibini razı edersiniz, ona göre sizin de değeriniz artar, siz Allahın kullarını memnun edince onların sahibi de sizi memnun eder. 
Bu yaptığınız hayali biŕşey de olmaz. Çünkü onlar zaten ve gercekten Allah'ın kullarıdır. 
 
Eğer bir kişi sadece şu dediğimi yapsa ve bunu hayatında tatbik etse dünyasına da yeter, ahiretine de.. 
 
1768.  
Küçük büyük bütün ziyafetleri Allah çeker. O vermeden hiç kimse size ziyafet çekemez! 
 
1769. Küçük-büyük, canlı-cansız bütün mahlukat ve mevcudatı çalıştıran Cenab-ı Hakk'tır. 
Bu yüzden iş bitecek diye bekleme! 
 
1770. Adem babamız ve Havva validemiz bir defa şeytana uydular, avret yerleri görünüverdi ve cennetten çıkarıldılar. 
Şimdi sen de seytana uyarsan çıplak olursun. Bu çıplak veya yarı çıplak gezenler şeytana uyanlardır. 
Seytana uyduktan sonra cennetten çıkarilirsın. Yani bu dünya güzel bir yerdir. Amma şeytana uyanlara cehennem gibi olur. Yani, bir nevi o güzel dünyadan çıkarilırlar. Cehennem gibi bir hayata girerler. Bu yüzden isyan edenler sıkıntı, bunalım ve stress içindedirler. Hayatlarından daima bu yüzden şikâyet ederler. 
Bu haller samimi Allah'a kulluk edenlerde görülmez! 
 
1771. Kız çocuğu Dünyaya Geliyor çocukluk dönemini yaşadıktan sonra genç kız olup güzelleşiyor. Bu kadının sermayesi kadınlığı ve güzelliğidir. Fıtrat onu anne olacak şekilde ve çocuk yetiştirecek şekilde donatmış. Bu kadının geçimini de onu alacak erkeğe yüklemiştir.  yani kadın geçimini temin etmek üzere iş sahibi olmaya çalışmaya mecbur bırakılmamış. 
Kadın zengin bile olsa geçimini kocası temin etmek zorunda. 
Bu alemde her şey ne için yapılmışsa, ne için yaratılmışsa orada kullanılır. Doğru olan budur. Kadın fıtraten anne olacak, çocuk yetiştirecek şekilde yaratılmış. Şimdi bu fıtratta olan kadınları, Fıtrat onları çalışmaya, hayatını kazanmaya mecbur etmediği halde, onları iş hayatına sürmek, erkekler ile yanyana çalışmak zorunda bırakmak, adeta o zayıf omuzlara evin geçimini de yüklemek büyük bir zulümdür, bu durum fıtrata zıt olduğundan pek çok problemin çıkması da kaçınılmadır. Nitekim günümüzde pek çok problem çıkmış ve çözmekte mümkün olmamaktadır. Tek bir çözüm yolu vardır; kadını fıtratına uygun olan annelik vazifesi için yuvasında döndürmek. Her kim ki kadınları yuvalarından dışarıya teşvik ediyorsa onlar Yanlış ediyor, her kimki kadınları yuvasına davet ediyorsa onlar da doğru olanı yapıyorlar demektir.  Nitekim Bediüzzaman Hazretleri "kadınları yuvalarından çıkardılar beşeri baştan çıkardılar yuvalarına dönmeli" demiştir. 
Çözüm budur. 
 
1772. Allah için, Allah yolunda yaptıkların, verdiklerin bir karşılığı var, 
Nefsin için yaptıkların neticesi boştur. 
 
1773. Yalan söylemek çok zordur, ortaya çıkacak diye ödün patlar, ortaya çıkarsa rezil olursun. Doğru söylemek çok kolaydır. 
Buna rağmen neden yalan söylenir? 
 
1774. Milletin görünüşüne bakıp ta aldanmayın... Zira hepimiz evden çıkarken en iyi halimizle çikarız, yani sen çarşıda pazarda insanlarin en iyi hallerini göruyorsun. Yani sahnedekiler gibi..yani bir de sahnenin arkasi var..yani bu insanlarin bir de senin görmediğin sahne arkasi hayatlari var.. belki diyebiliriz ki hayatin çoğu orada yaşanıyor. 
Biraz da sahne arkasına bakabilirsen daha gerçek olan hallerini görursün. 
 
1775. Peygamberimiz sav'in hayatı Kur'an idi. O bize pratikte Kuran'ın nasıl yasanacağını ve tatbik edilecegini gösterdi. 
Dolayısıyla kim Onun yaptığı gibi yaparsa Kuran'a uymuş olur. Kim de Onun yaptığı gibi yapmazsa Kuran'a uymamış olur. 
Bu yüzden hadisleri, sünnetleri yok sayıp kafasına göre ve sünnete zıt olarak yaşayanlar Kuran'a zıt yaşayanlardır. 
Böyle olduğu halde bir de bize Kuran yeter, sünnete ne gerek var demiyorlar mı? Bunlar tam bir cahil yada bilerek dini bozmak isteyen alçaklar. 
 
1776. Ülfet, görmeye alışmak ve artık onu normal kabul etmek, ve neticede muhteşem harika şeyleri artık gormemek! 
Mesela; güneş yanıyor, her gün saniye şaşmadan doğuyor ve biliyoruz ki hiç aksamadan böyle devam edecek. Yani yarında güneşin dogacağından şüphemiz yok. Bu durumda artık güneşin doğması bizi ilgilendirmiyor ve ondaki muhteşem vaziyeti göremiyoruz. 
Aynen bunun gibi, çocuklar dünyaya geliyor, her gün insanlar ölüyor...ne var bunda, normal birşey diyoruz. 
Halbuki bu dehşet bir olay,amma görmüyoruz. Aynen bunun gibi yaz geliyor hertaraf ısınıyor, kış geliyor soğuyor, ağaçlar bize meyve üretiyor, bitkiler sebze üretiyor, inekler süt veriyor, tavuklar yumurta..eeee ne var bunda... 
Çok şey var amma görecek göz lazım.. 
Eğer bu dediklerimi görseniz harikalar aleminde yaşarsınız.. 
Bize düşen bu ülfet perdesini yırtıp harikalıkları görmektir. 
 
1777. Hayat gaye olmaz, hayatın gayesi olur; o da ibadet, zikir fikir şükürdür. 
 
1778. Gün gelecek zina serbest olacak, nikâh kıyarak evlenenler hapse atılacak deselerdi inanır mıydınız? 
 
1779. Bir adam düşünün; yol kesiyor, adam öldürüyor, hırsızlık yapıyor ve çoluğuna çocuğuna bunları yediriyor. Bu adamın ne kadar aşağılık, adi bir adam olduğunu herkes bilir.  
Aynen bunun gibi, Amerika gidip İslam ülkelerini yıkıyor, ellerindeki Petrolleri, paraları alıyor, dünyayı haraca bağlamış, topladığı bu gayri meşru mal ve paraları götürüp ülkesindeki insanlara yediriyor.  
Bu nasıl bir teröristliktir, nasil bir canavarliktır.  Oradaki insanlar da biraz düşünmeli bu yaktığımız petrolü bu devlet nasıl çalıp getirip bize veriyor, bu devlet hangi mazlumları öldürerek bu zenginliğe sahip oluyor. 
Eğer vicdanı varsa bir amerikalı bundan ikrah etmeli... 
 
1780. Karıncanın bir buğday tanesini taşıması onun için büyük bir başarıdır. Eşşek taşıdığı buğday dolu çuvallara bakarak öğünemez ve karıncaya " senin taşıdığın hiçtir" diyemez, onun başarısını küçümseyemez!. 
Aynen öyle de, her insanın kabiliyeti ve taşıyabileceği yük ve başarabileceği işler farklıdır. 
Kimse bir başkasına bakarak onu küçümseme hakkına sahip olmadığı gibi kendi yaptığı ile de  öğünme hakkına sahip değildir. Herkesin başarısı da, yükü de kendine göredir. 
 
1781. Bıçağa bakınca kesmek için yapıldığını anlıyorsun arabaya bakınca binmek için yapıldığını anlıyorsun uçağa bakınca uçmak için yapıldığını anlıyorsun da neden kadına bakınca kadının ne için yapıldığını anlamıyorsun ve onun da erkek gibi olmasını istiyorsun, öküz. 
Arabanın uçmasını beklemiyorsun da neden kadının erkek gibi olmasını istiyorsun, ahmak. 
Belki sen öküz de değilsin, ahmak ta..belki sen şeytan ve onun avanesisin ki ona bilerek çalışıyorsun ... 
 
1782. Deccallar bütün dünyada kadınları yuvalarından çıkarıp şortla gezdirmeyi başardılar. Yuvasında kalan az bir kadını da çıkarabilmek için teşvik üstüne teşvik veriyorlar.  
Deccallar devletlerin başlarında olduklarından devlet gücünü kullanarak yuvasında kalan az bir kadını da yuvalarından çıkarmak için devletin imkânlarını kullanıyorlar. 
Evinde oturup annelik yaparak çocuk yetiştiren kadınları ise dışlamayı başardılar. Onlar neredeyse ev hanımıyım demeye utanıyorlar. 
Utanma kardeşim, utanma...sen göğsünü gere gere ben ev hanımıyım de.. doğru olan senin yaptığın.. 
 
1783. Kitap okumayan bir milletiz diyorlar, bize bile inandırıyorlar!  
Kardeşim! Cebinde kitap var diye hapse attığınız arkadaşlar hâlâ hayatta! 
 
1784. Toplum olarak eleştirmeyi çok iyi yapıyoruz. Yanlış bir hareket gördük mü hemen atlıyoruz, en küçük bir yanlışta en yakın dostlarimızı silip atmayı iyi biliyoruz, amma takdir etmeye gelince, kimsede tık yok..yazık.. 1785. Nihayet çözdüm. 
Turkiyede evlenenlerin iki nikâh kıymalarına gerek yoktur. Zira dinimizde iki nikâh yoktur. 
Herkesin önünde icab ve kabul şartları yerine getirilerek kıyılan resmi nikâh ile bu iki kişi karı-koca olmuşlardır. 
Dinimiz bu nikâhı nikâh olarak kabul eder.  Zira dinimiz papazın önünde ve şahitlerin huzurunda ilan edilen bir nikâhı da nikâh olarak kabul eder. Bu karı koca daha sonra müslüman olsalar dinimiz onlara nikahınızı tazeleyin demez, önceki nikâhları geçerlidir. Bu diğer ülkelerde farklı farklı kıyılan bütün nikâhlar için geçerlidir. 
Dolayısıyla bizdeki şahitlerin huzurunda resmi memurun önünde evlenen bir çiftin de nikâhı geçerlidir. 
Nikâh tamamdır. 
Bir tek fark vardır; 
Almanyada kıyılan nikâhta alman yasaları veya hristiyan kanunları geçerlidir, rusyada kıyılan nikâhta rus kanunları geçerlidir. Ailedeki hak ve sorumluluklar nikâh hangi kanunlara göre kıyıldı ise o kanunlar geçerli olur. Bir hristiyan karı koca daha sonra müslüman olsalar o andan itibaren artık o ailede islami kanunlar geçerli olur, islama göre hak ve sorumluluklar devreye girer. 
Aynenöyle de; kıyılan resmi nikâh ta dinimize göre nikâhtır. Ancak bir müslümanın herşeyi gibi evlenip boşanması, ailedeki hak ve sorumlulukları da dinimizde belirtildiği gibi olur. Resmi nikâh ile evlendikleri zaman zaten bunlar müslüman olduklarından ailedeki hak ve sorumluluklarını dinimiz ne diyorsa ona göre kabul ettiklerinden mesele yoktur. 
Amma bu resmi nikâh ile evlenenler biz dinimizin hükümlarini değil, resmi kanunlar nediyorsa ona göre evlendik, hak ve sorumluluklarımız ona göredir derlerse, bu nikâh ta gene geçerlidir. Amma bir müslümanın dinimizde belirtilen hükümleri kabul edip ona göre hareket etmesi şart olduğundan, evlenen çift yuvalarındaki hak ve sorumluluklarının dinimize göre olacağını kabul etmeleri ve ona göre davranmaları mecburdur.. 
Aksi takdirde ayet ile sabit olan hükümleri kabul etmezlerse imanları tehlikeye girer. Kabul edip te tatbik etmezlerse günaha girmiş olurlar. 
 
1786. Bu dünyada her şey enerji ile hareket etmektedir; uçağın yakıtı biterse düşer, arabanın yakıtı biterse stop eder, Telefonun pili biterse çalışmaz, elektrik giderse Fabrikalar ve onunla çalışan bütün cihazlar durur. 
 
Demek her şey enerji ile hareket ediyor, enerji bittiği an bu şeyler hareket edemiyorlar. Yani her hareket enerjiye bağlı, enerji yok ise hareket yok. 
Aynen bunun gibi, alemde müthiş bir hareket görüyoruz;Dünya dönüyor kendi etrafında,  Güneş'in etrafında dönüyor büyük bir hızla, Güneş yanıyor, rüzgarlar esiyor, atomlar dönüyor, insanlar hareket ediyor, her şey canlı cansız hareket halinde. işte âlemdeki bu müthiş hareket bir enerji ile olmaktadır. Peki bu enerji nereden gelmektedir? La havle vela kuvvete illa billah. Yani bütün havl ve kuvvet Yani bütün hareketler Allah'ın kudretiyle olmaktadır. Eğer bu alemden kudretin tecellisi bir an çekilse bütün hareket biter, belki herşey yok olur. Olay budur, Başka şık ta yoktur. 
 
1787. Pozitif olmak demek ne demek?  
Bunu yanlış anlıyoruz gibime geliyor. Hani bir leş görüp ne güzel dişleri varmış demek gibi. Yani leşi hiç mi görmeyeceğiz? 
Arabanın tekeri patlak, araba gitmiyor...üç teker sağlam deyip patlak tekerden bahsetmeyecek miyiz? 
Sofrada bir çok yiyecek içecek var. Bir de şarap var. 
Şarabı görmeyecek miyiz? 
Adam zina ediyor.. diğer bazı güzel hasletleri var diye onu görmezden mi geleceğiz. 
Adamın kalbi durmuş ve ölmüş, şimdi kalp durmuş amma diğer organları sağlam mı diyeceğiz? Adam islamı ortadan kaldırmış, avrupa gavur kanunlarinı tatbik ediyor, bunları görmeyip felan savaşta kahramanlık göstermiş deyip bu adamı övecek miyiz? 
Örnek çok... 
Eğer böyle yaparsak yolumuzu şaşırırız... 
O zaman pozitif olmak nedir? 
 
1788. Eskiden yaşanmış gerçek aşk hikâyelerini hepiniz bilirsiniz. Çünkü kadın ve erkek birbirini sevecek, hatta aşık olacak şekilde yaratılmıştır. Nitekim kütüphanelerimiz bu aşkları anlatan kitaplarla doludur. Nevar ki, deccaliyet dönemi başladıktan sonra bu aşklar bitmiş, hatta bu deccallar kadın ve erkeği birbirine düşman etmeyi başarmışlardır. 
 
Günümüzde artık kadın ve erkeklerin ihaneti, birbirine olan nefreti, hatta birbirlerini öldürmelerine şahit olmaktayız. 
Deccallar hedefine ulaştı..Bu az bir şey değildir. 
Bizim maneviyata kör hocalarımız da deccal bekleye dursun..adamlar gidesi oldu... 
 
1789. Alem senin kalp ve ruhuna göre şekil alır. Mesela sen, yaratıldığını anlarsan, herşeyin de yaratıldığını anlarsın. 
Sen, rızkını vereni tanırsan ,herkesin de rızkını O nun verdiğini anlarsın.  
Sen acizliğini anlarsan herşeyin de herkesin de aciz olduğunu anlarsın. 
Sen rızkımı ben kazaniyorum dersen herkesin de rızkinı kendisi kazanır sanarsın. 
Olünce yok olacağını düşünürsen herşeyin de yok olacağını düşünürsün. Amma öldukten sonra dirilip hesap veteceğini bilirsen herşeyin de öldukten sonra tekrar dirileceklerini bilirsin. 
Yani hersey  sana, inancına bağlıdır. 
 
1790. Allah yokmuş gibi yaşanıyor. Elbette bu mülk kimin arada bir hatırlatır. Hatırlattığı zaman ağlamayacaksın! 
 
1791. Dünya herbir insanın ne olduğunu ortaya çıkaran bir fabrika gibi çalışmaktadır. Hem de illa ortaya çıkarmaktadır. 
 
1792. Başlangıçta kışır sanılan şeriat meğer manevi terakkide en son mertebe imiş! 
 
1793. Maksadı dünya olanlar dine hizmet edemezler. Belki onlar dünyevi maksatlarına ulaşabilmek için dini kullanırlar. 
Maksadı ahiret olanlar ise; dine hizmet edebilirler. Bunlar hizmetlerinin karşılığı olarak kimseden birşey istemedikleri gibi bu yolda mallarından ve canlarından da fedakârlık ederler. 
 
1794. Farzları yapamayan ve haramlardan kaçamayanlar nefislerine yenilmişlerdir. 
 
1795. Farzları yapabilenler ve  kesin olan haramlardan uzak durabilenler asgari olarak nefislerini yenmişlerdir. 
 
1797. Kişinin maddi hayatı da manevi hayatı da her an yıkılmaya hazırdır. 
Bu durumdaki insan Allah'tan başka kime güvenebilir ki.. 
 
1798. Namaz şahsi bir ibadettir, şahsi bir harekettir. Cemaatle namaz toplumsal bir harekettir.  Dinimiz bizi şiddetle cemaate, toplumla beraber olmaya teşvik eder. 
 
1799. Bardağın dolu tarafını görmek.... 
Bu elbette basit bir şey değil... 
Bardağın yarısı boş deyince ne oluyor? Aslında çok şey oluyor. 
Aslında dolu diyen de, bardağın yarısı boş diyen de doğru söylüyor amma, dolu diyen vücud alemleri hesabına çalışıyor, boş diyen adem alemleri hesabına çalışıyor. Açıklayacağım. 
 
Mesela, bir kahvaltı sofrasına oturdunuz. Çeşit çeşin kahvaltılıklar ve güzel içecekler var. 
Şimdi, bardağın yarısı dolu diyen kişiler sofraya bakıyor, var olanları görüyor, peynir var, zeyin var, bal var, yağ var, domates var yumurta var, mâşallah barekallah diyor. Ve bunları söylüyor, bir olumlu hava esiyor, kendisi de mutlu oluyor, sofrayi hazırlayip ikram eden 
 
de, sofrada bulunanlar da, herkes mutlu, mutlu bir şekilde kahvaltı ediyorlar ve şükrediyorlar. 
Aynı sofrada bardağın yarısı boş diyen oturursa diyor ki; Sofrada neden salam yok, neden sosis yok, çay da biraz soğuk olmuş. Ekmekler dünden mi kaldı? Gibi olumsuzluklari görüyor ve dile getiriyor. Bu durumda olumsuz bir hava esiyor. Neşe ve mutluluk gidiyor, tenkid edilen kahvaltı sahibi üzülüyor, herseyin tadı kaçıyor. 
Aslında bu ikinci adamin dedikleri de doğru. Lakin bu olumsuzluklari görmek, onları dile getirmek olumsuzluk ve huzursuzluk getiriyor. 
Aynen bunun gibi; 
Mesela bir tolumdasinız. Birisi sizden bahsediyor. Sizde olan güzel hasletlerden bahsediyor. Memnun olursunuz  sizdeki güzel hasletleri görenleri seversiniz, toplumda bir muhabbet oluşur ve hakeza.. 
Diyelim aynı sen, birisi gene sizden bahsediyor amma olumsuz. Senin yaptığin veya sende olan olumsuz şeyleri söylüyor. Bu durumda sen kızarsın, üzülürsün. Ayrıca herkes seni sevmez değerin düşer, toplum bundan olumsuz rtkilenir ve hakeza.. halbuki bu adamın dedikleri de doğru. 
İşte dinimizde bu olumsuz halleri bahsetmeyi gıybet diyerek şiddetle yasaklamıştır. 
Demek dolu diyen ile boş diyen arasında korkunç büyük bir fark vardır. Dolu tarafı görenler olumlu insanlardır, mutlu insanlardır ve topluma ve ortama bu güzellikleri yansır. 
Boş tarafı görenler olumsuz insanlardır ve  topluma da huzursuzluk getirirler. 
Dolu tarafı görenler toplumda iyiliklerin oluşmasına ve yayılmasına, boş tarafı görenler olumsuzluklarin meydana gelmesine sebep olurlar. 
Siz bu tip olumlu insanlarla beraber olun ki mutlu olasiniz. Sizi devamli eleştiren, hep eksiklikleri gören insanlardan uzak durun. 
Kadın on tane sipariş vermiş, dokuzu gelmiş, bir tanesi yok. Olumlu kadın gelen dokuzu görüyor ve kocasına teşekkür ediyor. Herkes mutlu. 
Olumsuz kadın gelmeyen bir tek şeyi görüyor, başliyor kavgaya, herkes mutsuz. 
Toplum bu iki tip insanlardan oluşmaktadır. Dolayısıyla bu mesele büyük önem taşımaktadir. Demek yapilacak iş bir adam ki gördün hep eleştiriyor, eksikleri görüyor, ondan uzaklaş. 
En güzeli, sen olumlu ol, pozitif ol, dolu tarafı gör. 
 
1800. Her insana bir nefis ve bir şeytan verilmiştir. Bu insan bazen bunlara yikılıp yanlış işler yapabilir. Bu normaldir. Normal olmayan ise senin bu yanlışları anormal görmendir. 
 
1801. Dinimiz kadının evinde sürdüğü kokuyu yıkamadan evden dışarı çıkmasını yasaklarken, günümüz kadınları evden çıkmadan saatlerce süsleniyor.  
Dehşetin farkında mısınız?  
Üstelik bunu yapan kadınların cennetin kokusunu bile alamayacakları haber verildiği halde kimsenin umurunda bile değil.. 
 
1802. Peygamberimiz sav 70 münafığın ismini bir sahabeye sır olmak şartı ile yazdırdı. 
Hiç bir sahabe de o listede kim var diye araştırmadı. Daha ilginç olanı hiç bir sahabe diğerini münafık listesinde sen de olabilirsin diye itham etmedi. 
Sahabeler herkesin dış görünüşüne bakarak davrandı. Münafikların kim olduğunu bilmeden yaşadılar ve onları da sahabe olarak öldüklerinde cenazelerini kaldırdılar.  
Sahabeler en büyük velilerden daha büyük oldukları halde içlerindeki münafiklari keşf edemediler. Şimdiki bizlere ne oluyor ki bilmediğimiz halde karşımızdakine münafik ta diyoruz, hain  de, kâfir de, diyoruz ha diyoruz. 
Bir de etrafimızdakileri araştirıyoruz ha araştırıyoruz. Bu doğru değil. İnsanların zahiri hareketlerine göre davranacaksın. İnsanların içini bilmemiz mümkün olmadığı gibi bilmek vazifemiz de değil. 
Bir meselede şudur; sahabeler evliyalardan daha yüksek makamda oldukları halde içlerindeki münafikları keşf edemediler. Günümüzdeki bazı şeyhler veya önde gelenler adamı daha görmeden ne olduğunu keşfediyorlar. 
Unutmayın, günümüzde sahtekâr pek çok. 
 
1803. Herşeyin ve herkesin dört dörtlük olmasını isterseniz bütün rahat ve huzurunuzu kaybedersiniz.Olanı kabullenip istifade etmeye bak! 
 
1804. Toplum, içindeki fertlerden meydana gelir. Eğer fertler birbirlerine karşı saygılı ve hürmetli olurlarsa o toplumun degeri de yüksek olur ve kendileri de böyle güzel bir toplumda yaşarlar. 
Yok eğer insanlarin birbirlerine karşı saygı ve hürmetleri olmazsa ve gıybet ile de birbirlerinin ayıplarını, kusurlarını ortaya koyarlarsa o toplumun da değeri olmaz, ve kendileri de bu değersiz toplimda yaşarlar. 
 
1805. Bütün dünyada kadın ve kızlara dar pantolonlar giydirmeyi başaran deccallar, şimdi de şort giydirmeyi başarmak üzere.  
Bizim hocalar daha deccal bekleye dursun.. 
Deccal gelecekmiş te, bakalım ne zamanmış! 
Deccal geldiğinde çok büyük fitneler olacakmış!!! 
Daha ne olacak ki acaba...daha ne olsun be adam.... 
 
1806. Dinin orijinali peygamberimizin sav fiilen yaşadığı veya tavsiye ettiğidir. Güzel olan da, daha çok sevap kazandıran da odur. 
Tarikatlar vasitası ile veya evliya, dindar kişilerin fazladan yaptıkları ibadetler dinin orijinalinden olmazlar. Dine dahil edilemezler. Nafile olarak fazladan sevap kazanmak maksadı ile yapilırlar ve yasak ta değildir. Yalnız bunlar devamlı da yapılsalar dinin orijinali içine giremezler. Asıl sevap orijinal olan kısımdaki ibadetlerdedir. Bu yüzden bin nafile bir sünnet kadar sevap kazandırmaz denmiştir. 
Demek, dinin orijinalini bozmamak ve değiştirmemek şartı ile yapılan fazladan ibadetler geçerlidir ve sevap kazanmak için ne kadar yapılsa iyidir ancak asıl sevap orijinal bölümdeki ibadet ve hareketlerdedir. 
 
1807. Dünya çok değişti; eskiden uğruna hayatların verildiği kutsal değerler vardı.  Artık yok!  
Sadece seçim, geçim kaldı. 
 
1808. Allah'ın emrettiklerini yapmaya bir kolaylık, yasak ettiklerini yapmaya da bir zorluk konmuştur.  Dahasi da var; Allah'ın emrettiklerini yapınca bir ferahlık, yasak ettiklerini yapınca da gönlünüze bir sıkıntı verilir ve siz bunu hissedersiniz. 
 
1809. KADER VE CÜZ-İ İHTİYARİ MESELESİ 
 
Bir insanın en kıymetli şeyi imanıdır. Çünkü eğer imanı sağlam elde etmezse ebedi olarak Cenneti ve Ebedi saadeti kaybedecek ve yine ebedi olarak Cehennemde azap çekmekten kendisini kurtaramayacaktır. 
İmanın temel altı esası vardır. Bu esaslardan biride 
Kadere, hayır ve şerrin Allah'tan geldiğine inanmaktır. 
Meydana gelen herşey Allah'ın emri ve izni ile olmaktadır. Ve bu alemde O'nun müsaade etmediği hiç bir şey olmamaktadır. Meydana gelen olaylarda ekseriyetle insan iradesinin müdahalesi yoktur.. Güneşin doğması, dünyanın dönmesi, saçlarımızın uzaması, şu asırda şu anne babadan dünyaya gelmemiz, erkek veya kadın olmamız gibi. Bu ve bunun gibi bir çok hadiselerin meydana gelmesinde insanın müdahalesi ve iradesi yoktur.. Dolayısıyla bunlar doğrudan doğruya kaderden olup külli iradenin tecellisi ile yani Allah'ın dilemesi ile olmaktadır. Bunun için bu gibi olaylarda insanın mesuliyeti olmadığı gibi bunlarla ilgili olarak insana hesap ta sorulmayacaktır. Yani yarın ahirette sen niçin erkektin veya niçin o memlekette dünyaya geldin, boyun niçin kısa idi veya uzun idi gibi bir sual olmayacaktır. 
Ancak Çevremizde ve vücudumuzda meydana gelen bazı olaylarda var ki bu olayların meydana gelmesinde insanın cüz-i ihtiyarisi de işe karışır. İnsan bir şeyi ister ve yapar. İşte bu gibi olaylarda insanın iradesi de işe karıştığı için o işi yapan kişi o yaptığı şeyden sorumlu olur. 
İşte bu meslede islam alemi içinde üç ana fikir ve üç ana fırka ortaya çıkmıştır: 
1. CEBRİYE 2. MU'TEZİLE 3. EHL-İ SÜNNET VEL 
CEMAAT 
 
Cebriye fırka-i dallesi; "herşeyde kader hakimdir, daima Allah'ın dediği olur, insan kaderi karşısında rüzgarın karşısında sallanan yaprağa benzer, yani insanın iradesi yoktur, dolayısıyla insan yaptığı şeylerden sorumlu da değildir" demiştir. 
Mu'tezile fırkası ise Cenab-ı hakk'ı takdis maksadı ile Allah'ın iradesini red ederek herşeyi insana verip "kul fiilinin halıkıdır" demiş ve kaderi red etmiştir Ehl-i sünnet vel cemaat ise; herşeyde kaderin hakimiyyetini kabul edip "ALLAHIN DEDİĞİ OLUR" demiş ancak insanın da bir iradesinin olduğunu ve dolayısıyla insanın iradesi ile yaptığı işlerden mesul olduğunu söylemiştir. 
 
ŞİMDİ MESELEYİ BİR ÖRNEKLE İNCELEYECEĞİZ 
 
1. BİR KİŞİ BİR DÜŞMANINI ÖLDÜRMEK İSTİYOR. 
SİLAHINI HAZIRLIYOR, PUSU KURUYOR TAM 
DÜŞMANI GEÇERKEN ATEŞ EİDYOR VE 
DÜŞMANINI ÖLDÜRÜYOR 
2. Aynı adam hazırlıklarını yapıyor, tam düşmanı geçerken ateş ediyor fakat kurşun adamı öldürecek yere isabet etmiyor ve adam ölmüyor. 
3.AYNI ADAM AVA ÇIKIYOR VE KARŞISINA ÇIKAN 
AVA ATEŞ EDİYOR, FAKAT KURŞUN SEKİYOR VE YAKINDA BULUNAN BİR ADAMA İSABET EDİYOR VE ADAM ÖLÜYOR. 
 
İnsanın iradesi ile yaptığı her işte bu üç şıktan biri meydana gelir. Yani;  
1. İstediğimiz olur, 2. İstediğimiz olmaz, 3.  
İstemediğimiz olur. 
Her üçünde de kaderin dediği olmuştur. Yani sen bir adamı öldürmek için teşebbüs etsen eğer kaderde o adamın ölmesine hükmetmiş ise o adam ölür. Eğer kader o adamın ölmesine hükmetmemiş ise o adam ölmez. Birde eğer bir adamın senin vasıtanla ölmene hükmedilmiş ise sen ne yaparsan yap o adam senin vasıtanla ölür. Bir adamın kazara silahının ateş alması ile ölenler pek çoktur. 
Bu mülk Allah'ındır ve O'nun idaresindedir. Elbette mülkünde istediği gibi tasarruf edecektir. Ve O'nun mülkünde elbette O'nun istediği olacak ve istemediği de olmayacaktır. Yoksa O'nun mülkünde O'nun istemediği 
 
veya müsaade etmediği bir şeyin olduğunu kabul etmek O'nun mülkünde hakimiyyetinin olmadığını veya olayları önlemeye gücünün yetmediğini kabul etmek gerekir ki böyle bir şeyi kabul etmek imana taban tabana zıttır. 
 
Bu durumda biz ehl-i sünnet vel cemaat olarak deriz ki her iş O'nun elindedir, O'nun emri ve izni ile olur, O'nun havl ve kuvveti ile olur. ve biz kendi irademizle yapmış olduğumuz işlerden de mes'ulüz. İşte bu istikametli olan ehl-i sünnet vel cemaatin görüşüdür. 
Şimdi bizim başımıza velev başkasının iradesi ile de olsa gelen bir şey kaderdendir. Madem ondandır, herşeyi sabır ve şükür ile karşılamamız gerekir. Şuda var ki hadiselerin meydana gelmesinde sebepler devereye giriyor. Cenab-ı Hak pek çok hikmetler için işlerin meydana gelmesinde sebepler kılmıştır. O sebeplere riayet etmekte kulluğun bir gereğidir. Yani sen bir şeyi yapmak istersen veya bir şeyi elde etmek istersen o iş için gerekli olan sebepleri de yerine getirmelisin. Neticede o şey olur yada olmaz. Her ne olursa olsun neticeyi Allah'tan bilip olursa şükredeceksin, olmazsa sabredeceksin. Mesela hasta oldun. Doktora gideceksin, yazdığı ilaçları kullanacaksın.Şifa bulursan bunu Allah'tan bilip O'na şükür edeceksin.Doktorun ve ilacın sadece sebep olduğunu bilip bu manada doktora da teşekkür edebilirsin. Diyelim ki şifa bulamadın.O zaman eğer kızacaksan doktora kızabilirsin. Çünkü onların sebep olarak konulmasının bir hikmeti de haksız olarak kızacaklara onların merci olması içindir. Mesela şöför uyudu ve kaza yaptı.10 kişi öldü. Elbette herkes kızacak. Bu durumda herkes uyuyan şöföre hücum edecektir.Bu olması gerekendir. Fakat bir parça ileri gidersen ölenlerin de ecellerinin gelmiş olduğunu fark edeceksin. Onun için sebeplere kızarken de fazla aşırı gitme! O işte kaderin de payının olduğunu unutma. 
İnsan yaptığı işlerden sorumludur.Allah cc ise sorumlu değildir.Bir şeyin senin olduğu senin onda istediğin gibi tasarruf etmenden anlaşılır.Mesela bu araba senin. sen istersen onu satarsın, istediğin gibi kullanırsın, istersen rengini değiştirirsin.Çünkü araba senindir.Aynen öyle de.Bu kainat ve içindeki her şey Allah'ındır. Madem 
O'nundur elbette onlarda istediği gibi tasarruf edecektir. Kimisine 5 sene, kimisine 50, kimisine 100 sene ömür verecektir.  
Ancak O'nun çok adil olduğu asla zulüm yapmadığı ne yaparsa güzel yaptığı bize verdiği herşeyin hakkımızda hayırlı olan olduğu unutulmamalıdır.Öyleyse kulun Allah'a karşı itiraz hakkı olamaz. O'ndan nimet gelse şükredecek, bela, musibet gelse sabredecektir. Nimetleri elde etmek, bela ve musibetlerden kaçınmak için elinden geleni yapacaktır. 
Şu da unutulmamalıdır ki yarın ahirette; dünyada iken bela musibete uğramış olanlara öyle mükafatlar verilecektir ki herkes "keşke dünyada iken bizim de etlerimiz makaslarla kesilseydi de bugün bu mükafatlara biz de nail olsaydık" diyeceklerdir. Yani çekilen sıkıntılar boşa gitmiyor. İşte bunun için olaylara bakarken her iki dünya birden nazara alınırsa istikametli olunabilir. 
selahattin altıntaş 
2013 
 
1810. İnsan iman ve salih amel ile güzelleşir, küfür ve isyan ile çirkinleşir! 
 
1811. Bir kadın eğer müslümansa boşandığı adamdan hakkı olmayan nafakayı alıp yiyemez! Gasp etmek gibidir! 
 
1812. Ehl-i Bid'a'nın namazı, orucu, haccı, zekatı kabul olmaz! Tövbesi de kabul olmaz, bid'at'ı bırakıncaya kadar! 
 
 
1813. 70 sene puta tapan bir müşrik "lâ ilahe illallah Muhammed'un Rasulullah"dese bütün günahları silinir, amma ehli bid'atın silinmez! 
 
1814. Laik'lerin durumu şudur; 
Müslümandırlar, ibadet yapılmasına karşı değildirler. Kendileri de mumkün okduğu kadar namaz kılmaya, oruç tutmaya, hatta hacca ve umreye gitmeye gayret ederler, kurban keserler ve bunlar gibi ibadetlerin yapılmasını ister ve savunurlar. 
Ancak dinimizde ayetler ile sabit olan içkinin yasaklanmasına, faizin kalkmasına, kadınların örtünmesine, okullarda dinimize göre eğitim verilmesine, mahkemelerde dinimize göre hükmedilmesine karşıdırlar. 
Yani, ayet ile sabit olan Allah'ın hukümlerinin tatbik edilmesine karşıdırlar. 
Bizlere ise bir tek ayeti bile kabul etmeyip inkâr edenin imanının olmadığı öğretilmistir. 
Laiklerin durumu budur.. 
 
1815. Bediüzzaman Hz.leri; 
1. Padişahlığa karşı idi. 
2. Beşer sistemi olan Demokrasi'ye karşı idi. Risalei nur külliyatinda bir tek defa demokrasi kelimesini kullanmamıştır. 
3. Meşrutiyet-i Meşrua'yı savunuyordu. 
Mesrutiyet-i meşrua ise; 
Halkın kendilerini temsil edecek kişileri seçerek bir meclis oluşması ve bu meclisin Allah'ın emir ve yasaklarını tatbik etmesidir; 
Bu meclis dünyevi meselerde ise istişare ile karar alıp uygulayacak; 
Yani Kırmızı da mı durulacak yeşil de mi durulacak, yolun sağından mı gidilecek solundan mı gidilecek, otoban mı yapılsın hızlı tren mi yapılsın, bu gibi dünyevi işleri bu meclis istişare ederek karara bağlayıp tatbik edecek. İşte Üstad Hazretlerinin arzu ettiği savunduğu istediği sistem budur. 
 
1816. Bir Zat var...Yağmuru ben yağdırıyorum diyor, 
Bir zat var...geceyi ben getiriyorum diyor, Bir zat var.. size rızkınızı ben veriyorum diyor, Bir zat var.. 
istediğimi hasta ederim, istediğime şifa veririm diyor, Bir zat var.. 
ölenleri ben öldürüyorum ve sizi de ben öldüreceğim diyor, Bir zat var.. 
günde beş defa kendisinden başka ilah olmadığını ilan ettiriyor...ve kurtuluşunuz namazda diyor 
 
1817. Arkadaşlar,  
belki siz önceden biliyorsunuzdur amma ben yeni çözdüm. 
İstanbul sözleşmesi ve ona bağlı olarak "kadının beyanı esastır" gibi kanunların ne için çıkarıldığını bugün anladım. Belkide kısmen... 
 
Bunlar kadını yuvasından çıkarıp serbestçe hareket etmesini, daha doğrusu kadınları istedikleri gibi kullanmak ve kadınlardan istedikleri gibi istifade etmek istiyorlar, bunun için zinayı serbest ediyorlar, bunun için nikâh ile evlenen gençleri cezalandırıyorlar. Çünkü evlilik olursa kadınları zinaya çekemezler. 
Kadınları bu sekilde fuhuş yollarına çekerken elbette bu kadın ve kızların kocaları, babaları, erkek kardeşleri onlara engel olmaya çalışacaklar, bu açık. 
İşte bu baba, kardeş, koca, kim olursa olsun, kadını bu kötü yollara gitmekten men etmeye kalkan erkeklere şiddetli cezalar veriyorlar ki artık bu kadınlara kimse karışamasın, kadınlar da istedikleri gibi hareket edebilsinler. 
Kadını tamamen baştan çıkarabilmek için var güçleri ile çalışıp gerekli bütün kanunları çıkarıyorlar. Erkekler artık öyle namustu, gelenekti, adetti gibi meseleler ile kendi karısına kızına karışamayacak. Karışmaya kalkarsa kadının bir sözü ile delil olmaksızın hapsi boyluyor. 
 
Bu korkunç bir gerçek..kadını tamamen özgürleştirip kocasının, babasının, erkek kardeşinin karışmasını engelleyip, karışanlara şiddetli cezalar vererek bu yolu açmaya çalışıyorlar. 
Maksat bu hedefe ulaşmak isterken erkeklerin engel olmasını ortadan kaldırmak.. 
Evet, hedef kadınları tamamen özgürleştirip toplumda ahlak, namus gibi değerleri yok edip, fuhuş ve zinanın önünü açmak... 
Maksat toplumun çekirdeği olan aileyi parçalamak, maksat kadınları yuvalarından çıkarıp annelik vazifesinden uzaklaştırmak.. 
Zaten neredeyse de bu hedefe vardılar sayılır.. 
Son 17 yılda bu konuda tahmin edilemeyecek kadar mesafe katettiler. 
Yakında ailenin köküne kibrit suyu dökecekler.. mâlesef bu gidişin dönüşü de olmayacak.. 
Evet süfyan rejimi tamir oluyor diye sevinenler..evet, süfyan rejimi bizimkilerin elinde meyvesini veriyor! 
 
1818. Allah var diyoruz, yokmuş gibi yaşıyoruz. Kur'an son kitap diyoruz, hükümlerinin tatbikini Yasaklıyoruz. 
Rızkı Allah veriyor diyoruz, kendimiz kazanmış gibi yiyoruz . 
Ahiret var diyoruz, hesap verecek gibi yaşamıyoruz. 
Cennet var diyoruz, Onun için hazırlanmıyoruz. Cehennem var diyoruz, cehenneme götürecek şeyleri terk etmiyoruz. 
Garip...hem de çok garip. 
 
1819. Manevi alemlerde seyran ederken, bir noktadan sonra kanada ihtiyaç kalmaz! 
"Aşka varınca kanadı kim arar"  
Yunus Emre 
 
 
1820. Seni her türlü meşgaleden ancak Allah kurtarabilir. 
 
1821. Fıtri kanunlar var. Mesela ateş yakar. Elini sokma, sokarsan yakar. Efendim bu kanuna uymazsam Allah'a bir zararı yok. Uymasam ne olur?  
 Evet, amma uyacaksın. Uymazsan bedelini ödersin. Şer-i kanunlar da böyledir. Haram yersen bu olur, faiz yersen bu olur, namaz kılarsan bu mükâfat, harama bakarsan bu ceza, açık gezersen bu ceza, karını ve kızını çıplak gezdirirsen bu, karilı erkekli göbek atarsanız bu ceza ve hakeza olur. 
Efendim, bunları yapayım, amma bedel ödemeyeyim. Bu pek mümkün görünmüyor. Bak ateş hiç yakmayayım demiyor. Manevi zehir hükmünde olan haramlara girince de illa bir bedeli oluyor. 
 
1823. Allah emrediyor da beyefendi yapmıyor söyleyin Bu adam sürünmez de kim sürünür? 
 
1824. Bir adam günah işlemeye devam eden birisine korkma Allah affedicidir derse bu adam şeytanın sözünü söylemiş olur. 
müminin sözü ise kardeşim sen bu günahı terk et Tövbe Et Allah affedicidir demesidir. 
Fark büyük... 
 
1825. Kâinat bir eser. Ona baktığın zaman onunla Rabbini tanıyabiliyor musun? 
 
1826. Kâinat bir ayna. Ona baktığın zaman onda  rabbini görebiliyor musun? 
 
1827. Hakikatte var olan Allah'tr. Bütün kâinat ve içindekiler ve bütün her şey Onu gösteren aynalardır. Dolayisıyla, Allah'ı görmek isteyen kâinata baksın, Allah'ı bilmek isteyen kâinata baksın, Allah'ı tanımak isteyen kâinata baksın. 
Rabbimiz şöyle buyurmuşur; 
"Ben gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim" İşte bilinmesi için bu kâinatı ve içindekileri ve bizleri yaratmıştır. 
Démek insanın vazifesi; Onu bilmek, Onu tanımak ve Onu zikredip Ona şükretmek ve Ona ibadet etmektir. 
Zira rabbimiz şöyle buyurmuştur; 
Ben  cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım. 
Elhamdülillah.... 
 
1828. İnsan kendi gücüne bakar ve der ki; bu çürümüş kemikleri kim diriltecek? 
Evet, insanın gücüne göre düşünülürse, bu çürüyüp toprak olmuş insanların tekrar dirilmesi imkânsızdır. Ancan, Allah'ın gücü noktasından bakılırsa, çok ama çok kolaydır. 
Allah için zor yoktur! 
 
1829. Adam islamı devlet idaresinden kaldırmış, mahkemeden kaldırmış, okullardan kaldırmış, basından kaldırmış, içkikiyi, kumarı,faizi, zinayı serbest etmiş. Allah'ın emrine gore evlenip boşanmayı yasaklamış...yapmış ha yapmış. İslamiyetten eser birakmamış.. 
Şimdi sen ey müslümanım diyen gafil..bu adam iyi yapmış dersen......yandın demektir. 
Peygamberimiz sav deccalın yaptıklarını iyi görüp tasdik edenlerin ne kadar amel işlerlerse işlesinler bir faydasını göremeyeceklerini bildirmiştir. 
Demek deccalın yaptıklarını iyi göreceksin, sonrada namaz kılıp oruc tutacaksın, kurban kesip hacca gideceksin, öylemi.. 
Efendi...önce deccallara karşı olacaksın.. 
 
1830. Öğretmen olarak yazıyorum.  
 
Öğretmen imtihan ederken soruyu sorar, altına da 5 tane cevap yazar, biri doğru, diğerleri yanlış. 
Doğru cevabı yazan öğretmendir amma, yanlış cevapları yazan da odur. Hem de o yanlış cevaplar da çok ince hesaplar neticesinde yazılır. Onlar da rasgele değildir. 
 
Aynen onun gibi, hakiki imtihan olan bu dünya hayatında imtihan eden rabbimiz doğru olan hareketleri peygamberler vasıtası ile bildirmiştir. Amma onların yanında nefsin hoşuna gidecek pekçok şey de yaratmıştır. Yanlış olan şeyler de öyle rasgele meydana gelmez ha...onlar da çok ince hesaplar neticesinde bilerek oluşturulur. 
Yani, bu hayatta hayır, şer rasgele hiçbirşey olmaz. Bu imtihanın neticesi de azimdir, şakası yoktur, ya ebedi olarak cennete, yada ebedi olarak cehenneme gidilir. 
 
1831. Eğer Rıza-ı ilahiyi kazandınsa kazanacak daha büyük bir şey yoktur. 
Eğer Rıza-i ilahiyi kaybettinse kaybedecek bir şeyin yoktur. 
 
1832. Haram olan yerde ben yokum de! 
Bakmışsın ki neredeyse bütün fitnelerden kurtulmuşsun. 
 
1833. İslam ülkelerindeki süfyani rejimler ve demokrasi Mehdi-i Azam tarafindan dağıtılıp yerine Kur'an ikame edilecektir. 
 
1834. Hristiyan ülkelerindeki deccalin sistemi olan demokrasi İsa as tarafindan kaldırılacak ve büyük deccal da sahıs olarak İsa as tarafindan oldürülecektir. 
Lâyağlemulgaybe illallah 
 
1835. Kadınlara hak veriyoruz diye erkeği öldürmek firavun sisteminde vardı. Şimdi de deccalın sistemi olan demokraside var. 
 
1836. Devleti idare edenler kurallar koyuyorlar, emir ve yasaklar getiriyorlar ve neticede bu emir ve yasaklara uymayanları cezalandırıyorlar, hatta hapislere atıyorlar. Peki.....kendileri de Allah'ın emir ve yasaklarına uymuyor.. 
Bu durumda Allah'ın da kendilerine şiddetli cezalar vereceğini neden düşünmüyorlar? Üstelik  Allah'ın vereceği cezalar da belli... 
 
1837. Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam ahirette olacak hâdiseleri anlatırken abartmıyor olduğu gibi anlatıyor.  
Yani mesela Cehennemde kafirin Bir dişi Uhud Dağı kadar olacak diyor burada abartma yok gerçekten öyle olacak. 
Bunun gibi mesela Namaz kılmayanlara kabirde şuca isimli yılan Musallat edilecek bu yılanın tırnağının uzunluğu 3 günlük yoldur demiş Aynen öyledir abartma yoktur. zina edenlere faiz yiyenlere, açık saçık gezenlere uğrayacakları azaplar hakkında söylediklerinde abartma yoktur Aynen öyle olacaktır. 
 Dolayısıyla Peygamberimiz aleyhissalatu Vesselam'ın haber verdiği azaplar buradaki hangi günaha hangi azabın verileceği konusundaki sözleri aynı hakikattır abartma yoktur aynı şekilde başa gelecektir Bu yüzden bunları ciddiye almak ve ona göre hareket etmek zorundayız. 
 
1838. Toplumun önde gelen büyükleri ya çınar ağacı gibi olmalılar ki, insanlar gelip gölgelerinde güven içinde istirahat etsinler, yada meyveli ağaç gibi olmalilar ki, insanlar onlardan istifade etsin. 
Toplumun bu büyüklere ihtiyacı vardır. Toplum da eğer varsa böyle büyüklerin kıymetini bilmelidir. Çünkü toplumlar böyle önde gelen büyüklerini kaybederse çobansız sürü gibi olur. 
Artık büyüklerin ne kadar kıymetli olduklarını düşünün. 
 
1839. Bu alem müthiş harika ve mükemmel bir alemdir. Eğer gün geçtikçe bu aleme olan hayranlığınız artıyorsa doğru yoldasınız demektir. 
Yok eğer herşey size basit geliyorsa, ot, böcek, çer çöp gibi.. alem gözünüzde gittikçe değersizleşiyorsa ve hakeza.... siz gittikçe manen batıyorsunuz demektir. 
 
1840. Nefsani bir hayat yaşarsanız cezası hemen başlar; vücudunuz bozulmaya başlar, şekli bile çirkinleşir! 
 
1841. Başımıza birşey gelirse diye korkmayın. Sizin başınıza zaten birşey gelecek! 
Allah sizi öldürüp toprağa sokacak! 
 
1842. Hâyâ yoksa geriye birşey kalmamıştır. 
 
1843. Sabret... 
Senin ne kadar sabırlı olduğun mutlaka ölçülecek. 
Bunun için başına işler gelecek. Sabredersen kazanırsın. 
 
1844. Bu dünyada en zor şeylerden biri de zengin Olmaktır diyorum da anlaşılmıyor. Bakın Rabbimiz Tevbe Suresi 85. ayetinde ne diyor: 
 
"Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Çünkü Allah, bunlarla ancak dünyada onların azaplarını çoğaltmayı ve onların kâfir olarak canlarının güçlükle çıkmasını istiyor" 
 
ŞİMDİ ANLADIK MI? 
 
1845. Her kim ki görsen "kadın çalışmalı, kızlar okumalı" diyor, bil ki o deccal yolundadır;  alim de olsa, beş vakit namaz da kılsa... 
 
1846. Kızların okumasının, kadınların çalışmasının hem kendilerine, hem aileye, hem topluma, hem dinimize, hem dünyamıza, hem ahiretimize verdiği zararı tahmin 
 
bile etmek mümkün değildir. Dolayısıyla kızlar okumalı, kadınlar çalışmalı diyenler.........ahh ahhh bunlara ne desem az. 
Evet böyle diyenlerin yarın ahirette çok perişan olacaklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Belki çok kötü bir akibet onları bekliyor. 
Çünkü kadınları bu şekilde yuvalarından deccallar çıkardı. Ona yardım etmek, yaptığı dinimize zıt işleri benimsemek amelleri boşa götürecektir. 
"Haydi kızlar okula" kampanyası ha..... 
 
1847. Allah'ın emirleri zor geliyor, Nefsin emirleri hoş geliyor. 
İmtihanda burada oluyor! 
 
1848. Evli erkeklerin sık yaptıkları bir hata; 
Kadınları kendimiz gibi bilip onların dört dörtlük, yani kendimiz gibi veya erkek gibi, olmasını bekliyoruz. Halbuki onlar kadın!  Yani bir nevi çocuk. Elbette kadın olarak ufak tefek yanlışları oluyor. Erkeğe düşen onu idare etmek iken, erkek bu durumda genel olarak hanima kızıyor ve kavga ediyor. 
Halbuki o kadındır, senin gibi olamaz, idare edeceksin, amma çoğu erkek bunu bilmiyor ve yapamıyor. 
Neticede erkek kızıyor ve genel olarak hanımına aylarca küstüğü oluyor. 
Halbuki erkek böyle hanımına küsüp karşıdan baktığı zaman hanimını cezalandırmış olmuyor,tam tersine kendine eziyet etmiş oluyor. 
Öyleyse, gelin kendinize eziyet etmeyin, kadınların dört dörtlük olmasını beklemeyin, onları idare edin, şu kısacık dünya hayatınızı mutlu geçirin. 
 
1849. Duymuşsunuzdur; 
Tuba ağacı kökü cennette olan bir ağaç, Zakkum ağacı da kökü cehennemde olan bir ağaçtır. 
Bu iki ağacın dalları dünyaya sarkmış, günümüz dünyasında hertarafta karışık olarak bulunmaktadırlar. 
İnsanlar ise bu iki ağacın dallarına yapışmaktadırlar. İstediği zaman da bir dalı bırakıp diğerine yapışabilmektedirler. 
Yani; bütün hayırlı, güzel işler, iyilikler, yardımlar, namaz, oruç, hac,  zikir, fikir, şükür gibi bütün ibadetler o tuba ağacından sarkmış dallar gibidirler ki, bu dallardan hangisine yapışsan seni cennete götürür. Her kotülük, isyan, günah, bozgunculuk, faiz, içki, zina gibi bütün kötülükler de o zakkum ağacının dünyaya sarkmış dalları gibidir. Hangisine yapışsan seni cehenneme çeker. 
Risalede geçen "her bir günah içinde küfre giden bir yol var" sözü de bu mânâda olsa gerektir. 
Öyleyse sen hangi dala yapıştığına dikkat et! 
Hayattayken yapıştığın dalı değiştirme hakkın vardır. Ruhunu teslim ettiğinde hangi dala yapışmışsan o dalın ağacının olduğu yere gidersin. 
Şaka değil.... 
 
1850. Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var. 
Lemalar - 9 
Müthiş. Çünkü o günah küfür kaynağından geliyor. O günahı işlemeye devam edersen o seni o kaynağa götürür.  
Küçük nehirleri takip edenin asıl kaynak olan denize varması gibi.. 
 
1851. Sen namazı bıramazsan namaz da seni bırakmaz. 
 
1852. Eğer bizler çevremizdekiler ile ittifak ettiğimiz konuları öne çikararak ilişki kursak ne güzel bir toplum oluruz. 
 
Amma bizler genel olarak ihtilaf noktalarını öne çıkararak kavga ve münakaşa etmeyi tercih ediyoruz. 
 
1853. En tehlikeli adam düşünen adamdır. Az bulunur. 
Bunlar bütün oyunları bozar ve milleti uyandırırlar.  Bu yüzden mevcud sistemler bu adamları hiç sevmez. Bu tip adamların çoğu tarih boyunca ya hapishanelerde çile çekmişler, yada idam sehpalarında can vermişlerdir. Galileo dünya dönüyor dediği için kilise tarafindan idama mahkum edilmişti. Dönmüyor diyerek kellesini zor kurtarmıştı. 
Asrımızın en büyük mütefekkiri Bediüzzaman hz.leri 28 yılını hapis ve sürgünlerde geçirdi. 
Tefekkür ehli olup fikir üretmek kolay değildir. Herkes karşında yer alır, çünkü sen insanların alışık olmadıkları şeyler söylersin.. 
Sen 400 sene önce dünya dönüyor dersen elbet kellen gider, erken öten horoz misali.. 
1854. Maddi terakki görünür, manevi terakki görünmez! Manevi terakkinin zirvesinde olan peygamberimiz'i sav, yabancı birisi Onu diğer sahabelerden ayıramazdı. 
Bu yüzden sen insanların görünüşüne bakma! Olabilir ki bir evliya ile karşı karşıyasındır. 
Baltayı taşa vurma! 
1855. Mehdiyet cereyanı uzun bir süreçtir. Risalei nur hizmeti onun bir bölümüdür. Tamam orduyu temsil eden Mehdii Azam'dır. 
1856. Millet karılarını ve kızlarını deccal'a verdi. O da onları yalancı cennetlerinde kullanıyor. Sonra da "Deccal'ın yalancı cenneti ve yalanci cehennemî olacakmış" nasil olacak ki diye soruyorlar. 
Bu kadar yalancı cenneti de göremiyorsaniz manevi olarak körsünüz demektir. 
 
1857. Madem ki topraktan yaratıldık, o zaman bize toprak gibi mütevazi olmak yakışır. 
 
1858. Bir imtihanın ne kadar ciddi ve önemli olduğu neticesine bakarak anlaşılabilir.  
Bu durumda dünya imtihanından daha büyük imtihan olamaz; çünkü bu imtihanin neticesi ebedi cennet veya ebedi cehennemdir. 
 
1859. Bir tavuk düşünün,sadece gözlerini dünya toplansa yapamaz. Harika ve mucize bir eser. Şindi bu tavuğun sadece yemek için yaratılmış olduğu düşünülebilir mi? Bir arı düşünün, sadece başında 7-8 bin göz var. Bu arı ömür boyu çalışsa bir çay kaşığı bal yapamıyor. Şimdi böyle harika sanatlı bir arının sadece bal yapmak için yaratıldığı söylenebilir mi? 
Bir ayakkabı tamircisini düşünün, insan bu, aklı fikri, gözü kulağı, eli ayağı, kalbi ,beyni, müthiş akıl almaz bir eser. Şimdi bu adamın ayakkabı tamir etmesi için yaratılmış olduğu söylenebilir mi? 
Örnekleri çoğaltabilirsiniz.... 
Elbette bunlar söylenemez, eğer öyle olsa abes olur.. yani bir liralık iş yapmak için bin lira harcamak gibi olur ki, bu olmaz.. 
Demek çok büyük başka maksadlar var.. belki saydıklarımız en son hikmetleridir. 
 
1860. Kabiliyetlerin inkişaf etmesi, ortaya çıkması ve görünmesi için uygun ortam ve hareket şarttır. Bu yüzden kabiliyeti olanlar hareketli hayatı severler. Kabiliyetsiz veya beceriksiz olanlar ise hareketten hoşlanmazlar. Çünkü bu durumda onlarında kabiliyetsiz ve beceriksiz oldukları ortaya çıkar. 
Bunu kim ister ki...laik kesimin yapilacak herşeye karşı çıkmasının bir sebebi de budur. 
 
1861. Sabah sabah fransadan ayrılmadan güzel bir hakikat inkişaf etti..sabah namazının sünneti ile farzı arasında yazıyorum; 
Allah insanı fıtraten çok zayıf ve aciz olarak yaratmış; ta ki sadece Ona sığınsın, sadece Ona yalvarsın, sadece Ondan istesin, ve sadece Ona güvenip bel bağlasın. 
Amma insan gidiyor birilerine bel bağlıyor, birilerine güveniyor, birilerine sığınıyor. Bu durumda o güvenip bel bağladıkları ve sığındıkları eli ile tokat yiyor. Aslında hakikat noktasında bu bir rahmet. Yani Cenab-ı Hakk bir nevi ona diyor ki, sığınılacak yer onlar değil benim, güvenilip bel baglanacak benim, istenip yalvarılacak benim, korkulup sıgınılacak benim. 
İşte insan ancak Allah'ı bulup Ona sığınırsa, Ona güvenip bel bağlarsa, Ondan korkup Ona yönelirse mesele bitiyor ve rahatlıyor. 
Bunu yapamayanlar ise bir ondan ihanet görüyor bir bundan, bir bundan tokat yiyor bir ondan, bocalayıp duruyor, her yapıştığı dal elinde kalıyor. Sonrada insanlar şöyle kötü böyle kötü.... 
Yok kardeşim yok, kötü olan sensin, yolunu bulamadığından bir ondan tokat yiyorsun bir bundan... Kader o insanların eli ile seni tokatlıyor. Merak etme aslında bu da senin için bir rahmet. Çünkü senin onlara güvenip bel bağlaman, isteyip sığınman yanlış, sen bu yanlışın cezasını çekiyorsun. 
Eğer yediğin bu tokatlar ile doğruyu bulup Rabbini bulup Ona sığınabilirsen, Ona güvenip bel bağlayabilirsen ne mutlu... 
Yoksa sürüne sürüne perişan bir şekilde bu dünyadan göçer gidersin... 
Söyle şimdi, bu durumda suç kimin oluyor?! 
 
1862. EVET EY NURCU KARDEŞLER, EZBERLER BOZULUYOR. 
Mehdi-i Âli Resulün Risale-i nur talebeleri içinden çıkacağı, dolayısıyla Üstad hz.lerinin talebesi olacaği, dolayısıyla talebenin ustadindan daha buyük olması mumkün olmadığından gelecek zat'ın üstad hz.lerinin talebesi olacağı, Üstad hz.lerinin Ondan daha büyük olduğu fikri iflas etmiştir. 
Bu yanlış fikir risaleye de uymuyor, hadislere de. 100 senedir bu yanlış fikir nasıl devam edebilmiş, hayret ediyorum. 
DELİLLERE GEÇİYORUM. 
Aslında Üstad hz.leri meseleyi açik olarak yazmış fakat teviller ile gerçek bilerek veya bilmeyerek saklanmış. 
İLK BİLECEĞİMİZ DECCALİYET GİBİ MEHDİYET TE BİR CEREYANDIR. 
Bu şu demektir. Kurtuluş savaşını yapan da türk ordusudur, 1974 te kıbrıs harekatını yapan da türk ordusudur, şimdi Suriyede savaşan da. 
Halbuki, kurtuluş savaşını, hatta kıbrıs harekatını yapan o günkü orduda bulunan asker ve komutanlar bugün yoktur amma hepsini bu ordu yaptı denir..yani türk ordusunun şahsı manevisine verilir, amma şahıslar devamlı değişir. 
İşte türk ordusu bunu yaptı, şunu da ilerde yapacak demek dogrudur, ordu turk ordusudur, lakin şahıslar devamlı değişir. Bu örnek anlaşilirsa risaledeki ozellikle şahsi manevi ile ifade edilen konular da anlaşılır. 
Şimdi Üstad hz.leri diyor; 
Mehdi-i Âl-i Resul'ün temsil ettiği kudsî cemaatinin şahs-ı manevîsinin üç vazifesi var. Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cem'iyeti ve seyyidler cemaati yapacağını rahmet-i İlahiyeden bekliyoruz. Ve onun üç büyük vazifesi olacak: 
Emirdağ-1 - 265 
(Siz bunları anlamazsınız amma inşallah bir anlayan çıkar) 
1. Bugün orduyu genelkurmay başkanı temsil ettiği gibi uzun bir süreç devam edecek olan mehdiyet cereyaninı Mehd-i Ali resul temsil edecektir. Yani, daha kendisi yok ikenden başlayan hizmetleri dahi o yapmış gibi söyleyecektir. Çünkü mehdiyet cereyanı Ustad ve risaleler ile başlamıştır. Bu uzun sürec içinde ana madde olarak üç vazife yapılacaktır. 
2. Mehdiyet cereyanının başlaması ve en nihayet İsa as' ın vefatına kadar olan döneme mehdi dönemi denir. Bu uzun süreçte şahıslar değişir, mehdi donemi denmesi değişmez, tamamı mehdi dönemidir. Dolayısıyla mehdi ali resulün temsil ettiği cemaatin şahs-ı manevisinin üç vazifesi var demek, bu üç vazife bu uzun surecin içinde ve fakat değişen şahıslar tarafından yapılacak demektir. 3. Bu vazifeleri onun cemiyeti, biz ordusu diyelim ve seyyidler cemaati yapacaktır. 
1.VAZİFE; 
Birincisi: 
Fen ve felsefenin tasallutuyla ve maddiyyun ve tabiiyyun taunu, beşer içine intişar etmesiyle, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır. Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek ve bu vazife hem dünya, hem herşeyi bırakmakla, çok zaman tedkikat ile meşguliyeti iktiza ettiğinden, Hazret-i Mehdi'nin o vazifesini bizzât kendisi görmeğe vakit ve hal müsaade edemez. Çünki hilafet-i Muhammediye (A.S.M.) cihetindeki saltanatı, onun ile iştigale vakit bırakmıyor. Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek. O zât, o taifenin uzun tedkikatı ile yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak, onun ile o birinci vazifeyi tam yapmış olacak. Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve manevî ordusu, yalnız ihlas ve sadakat ve tesanüd sıfatlarına tam sahib olan bir kısım şakirdlerdir. Ne kadar da az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar. 
Emirdağ-1 - 266 
BURAYI İYI ANLAYALIM 
MEHDİ ALİ RESUL'ÜN HİLAFETİ MUHAMMEDİYE 
A.S.M CİHETİNDEKİ SALTANATI UZUN ZAMAN 
TEDKİKAT GEREKTİREN İMAN HİZMETİNE VAKİT 
BIRAKMIYOR. BU YUZDEN O HİZMETİ ONDAN EVVEL BIR TAIFE BİR CİHETTE YAPACAK. 
Demek iman hizmeti Mehdi ali resül gelmeden önce bir taife tarafından yapilacak ve üstad ve talebeleri tarafindan risaleler ile yapılmış. 
BUNU ANLAMAKTAN ACİZ MİSİNİZ? 
2.VAZİFE: 
(BAKIN MEHDİ ALİ RESUL İKİNCİ OLARAK NE 
YAPACAK) 
İkinci Vazifesi: 
Hilafet-i Muhammediye (A.S.M.) unvanı ile şeair-i İslâmiyeyi ihya etmektir. Âlem-i İslâmın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddî ve manevî tehlikelerden ve gazab-ı İlahîden kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı ve hâdimleri, milyonlarla efradı bulunan ordular lâzımdır. 
Emirdağ-1 - 266 
NEYMİS, MEHDİ ALİ RESUL ALEMİ İSLAMİ BİR 
BAYRAK ALTINDA TOPLAYIP HALİFE OLARAK 
BAŞLARINA GEÇİP İSLAMIN HÜKÜMLERINİ ,YANİ 
KUR'AN'I, TATBIK EDECEKMİŞ. KİM DİYOR BUNLARI, ÜSTAD, ÜSTAD DIYOR. NEDEN ÜSTAD HZ.LERINİ DINLEMEZSINIZ. 
Üstelık bu vazifeyi yapmak için milyonlar ordu lazımdır, diyor üstad..yoksa nasıl yapacak. 
3.VAZİFE: 
Üçüncü Vazifesi: 
İnkılabat-ı zamaniye ile çok ahkâm-ı Kur'aniyenin zedelenmesiyle ve şeriat-ı Muhammediyenin (A.S.M.) kanunları bir derece ta'tile uğramasıyla o zât, bütün ehl-i imanın manevî yardımlarıyla ve ittihad-ı İslâmın muavenetiyle ve bütün ulema ve evliyanın ve bilhâssa Âli Beyt'in neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklarıyla o vazife-i uzmayı yapmağa çalışır. 
Emirdağ-1 - 266 
Demek Mehdi ali resul bütün bunları yaparken maddi olarakta manevi olarak ta bütün ümmet arkasında olur ki bunları yapabilsin. 
 
OLAY BUDUR...DELİLLER AÇIK VE NETTİR. 
TÜRKÇEDİR Kİ ANLAMADIK DEMEYESİNİZ.. 
DEMEK ,ÜSTAD HZ.LERİ ILE BAŞLAYAN MEHDİYET 
İSA AS'IN VEFATINA KADAR DEVAM EDEN BİR SÜREÇTİR. 
BU CEREYAN ÜSTAD HZ.LERİ ILE 100 SENE ÖNCE BAŞLAMIŞTIR VE DEVAM ETMEKTEDİR. 
MEHDİ ALİ RESUL DE GELECEK, VAZİFESİNİ 
YAPACAK VE GİDECEKTIR, SONRA İSA AS GELİP 
VAZİFESINİ YAPIP GIDECEKTİR. TAMAMİNA MEHDİYET DİYORUZ. 
MEHDİ ALİ RESUL BUNLARIN TAMAMINI TEMSIL 
ETTİĞİNDEN TAMAMINA MEHDİ DÖNEMİ DİYORUZ.. 
ŞİMDİLIK BU KADAR. 
 
1863. Bu güzel hasletleri kazanmak istermisiniz? Yaptığınız ibadetlere güvenmemeyi, yaptığınız iyilikleri unutmayı, başkaların size yaptığı iyilikleri unutmamayı Fakat onların size yaptığı kötülükleri unutmayı, başkalarının hata ve kusurlarını görmemeyi, onların sahip oldukları nimetlerden dolayı kıskanmamayı, Haset etmemeyi, sizin sahip olamadığınız nimetlerden dolayı üzülmemeyi, dünyanın en büyük olaylarının bile sizi fazla etkilememesini, başınıza gelen sıkıntılardan dolayı fazla üzülmemeyi, dünyayı kazanmak için çırpınmaktan kurtulmayı, Sahip olduklarına kanaat edip şükür etmeyi ister misiniz? 
 Ayrıca her ne halde olursa olsun kimseyi ayıplamamayı, Hor Görmemeyi, Hatta herkesi kendinden üstün görüp nefis noktasında herkesten aşağı görmeyi, nefsin istekleri peşinden koşmayı bırakıp onu dizginlemeyi, nefsimizin hoşuna giden fakat dinimizin yasakladığı haramları kolayca terk edebilmeyi, nefsimize zor gelen fakat dinimizin emrettiği şeyleri kolayca yapabilmeyi, insanlar ne derler diye düşünmeden Hatta ne derlerse desinler diyerek rahatça hareket edebilmeyi, ibadet ve taat gibi güzel şeyleri rahatça yapabilmeyi ister misiniz?  Ayrıca uğruna herkesin herşeyi feda ettiği dünyanın muhabbetinden kurtulmayı,  Dolayısıyla dünya muhabbeti yüzünden işlenen günahlardan kurtulmayı, helal lokma kazanıp yemeyi, haram Kazancı istemem diyebilmeyi ister misiniz? 
Toplumu yıkan gıybetten kurtulup insanlara değer vermeyi, geçici Fani Dünyadan kazandığına mesrur kaybettiğine de Mahsun olmamayı, değerli bir insan olmayı, geçici dünyanın Fani makamlarının peşinden koşma hırsından kurtulmayı, riyakârlık ve şöhretperestlik gibi nice kötü hasretlerden kurtulmayı ister misiniz? 
 Yukarıda saydığımız bütün güzel hasletleri ve ayrıca sayamadığımız daha binlerce güzel hasletleri kazanıp nice kötü hasletten kurtulmak ister misiniz?  Elbette istemek insan olmanın gereğidir. Öyle ise yapacağın şudur: 
Allah'tan kork! kendi hata kusur ve günahlarını gör, onlarla meşgul ol, onları terk etmeye çalış! Bunlar yüzünden ahirette başına gelmesi muhtemel, ayet ve hadislerde belirten, azapları düşün ve onlardan kurtulmak için Allah'a yalvar, Tövbe Et, mümkün olduğu kadar o hata Kusur ve günahlarını bir daha işlememeye çalış. insan hata kusur ve günahtan beri olamaz, sen ne kadar istemesen de her gün hata kusur ve günah işlersin, Öyleyse daima tövbe ve istiğfarla meşgul ol. Unutma, Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem de günde 100 defa Tevbe ve istiğfar ederdi. kendini affettirmeye Dolayısıyla kendini muhtemel azaplardan kurtarmaya çalış. Unutma ki senin en büyük meselen cehennemden kurtulmak meselesidir. Bunun için başını nefsinden kaldırma ve başkalara da bakma! 
  
1864. İnsanlar ekseriya keyfleri yerinde iken yaptıkları kötü işlerden dolayı imtihanı kaybederler. 
 
1865. Hakiki müslüman dini yolunda malını ve canını feda eder, sahte müslüman da dinini kullanarak mal mülk edinir. 
 
1866. Bu sıralar şiddetli kış nedeni ile minübüs ile gidip geliyorum. Bir şey dikkatimi çekti.  
Ben gideceğim yerin minübüsünü ariyorum. Levhasını görünce biniyorum. Hiç demiyorum ki bu minubüs yeni mi, eski mi, konforlu mu, yer var mı, ayakta mı gideceğim, oturabilecek miyim? Yok.. yok... hiç birşeye bakmıyorum. Bu soğukta yürümekten kurtulmak bana yetiyor. Hemen minübuse atlıyorum. On dakikalık bir yolda ayakta gitsem ne olacak, otursam ne olacak? Minubüs yeni olsa ne olacak eski olsa ne olacak? Konfor olsa ne olacak, olmasa ne olacak. Nihayetinde on dakikalık bir yol. Beni hedefime vardırsın yeter. Aynen öylede, bu dünya hayatımız ebedi hayata göre o on dakikalık yol kadar da değil. O zaman bu kısacık dünya hayatinda rahat olsan ne olacak olmasan ne olacak, evin, araban, elbisen, hayat standardın yuksek olsa ne olacak olmasa ne olacak? 
Madem öyle, o zaman neden biz bunlara önem veriyoruz, hatta bunlar gayemiz olmuş?  Nasil ki ben, o soğukta minubusü beğenmesem, binmesem ne kadar ahmaklık etmiş olurum. Aynen öyle de bu kisacik dunya hayatinda kabre kadar olan bölümde düpdüzgün kabre varmayı hedeflemek ve düşünmek varken, zamanimizı evimizi, arabamızı, yeme içmemizi, elbisemizi ayakkabimızi ve konforumuzu düşünerek geçirirsek ne kadar ahmaklık etmiş oluruz. Kardesim!Allah ne imkan verdi ise onlarla ihtiyaclarını gider ve onlarla mesgul olma. Sen ebedi bir yolculuğa gitmektesin. Onu düşün ve onunla mesgul ol. 
 
1867. Bir mahkemelik işiniz olsa, mahkeme hakimi tanıdığınız biri olsa ne kadar rahatlarsınız. Aynen onun gibi insanın çıkacağı en büyük mahkeme ki neticesi Cennet veya cehennem olacaktır bu mahkemenin hakimi Her gün en az 5 defa huzuruna çıktığımız rabbimizdir. Bu durumda en büyük korkularımızdan olan yarın ahirette, mahkemede, hesapta ne yapacağız, ne diyeceğiz şeklinde olan korkumuz çok azalıyor, hatta rahatlıyoruz. Çünkü bu mahkemenin hakimi bizim Rabbimiz olunca insan ne kadar rahatlıyor bir düşünün Çünkü her gün biz beş vakit namazda 40 rekatta, fatiha ile en az 40 defa kıyamet gününün sahibi sensin diyerek Onunla görüşüyoruz. 
İman ne güzel şeydir. Mükafatı daha dünyada başlıyor. 
 
1868. Başarıda insanın hakkı, kuru üzüm çubuğunun üzümdeki hakkı kadardır. 
 
1869. Manevi alemlerin size de açılmasını istiyorsanız daha ilk adım; az yemek ve helâl yemektir. Nice insan bu yolda ömür boyu sadece bu ilk adımı geçememektedir. 
 
1870... 
TÜRKIYEDE İLK! 
İki nikah saçmalığı çözüldü! 
Önce resmi nikâh kıy, sonra dini nikah kıy, daha sağlam olur fikri meğerse yanlışmış. Çünkü müslüman için iki nikâh mümkün değilmiş. 
Nasıl ki devlet serbest etti diye içki, zina, kumar, faiz helâl olmuyor. Veya mirasın devletin dediği gibi paylaşılması caiz olmuyorsa; 
Aynen bunun gibi; devletin dediği gibi evlenip boşanma ve miras dağıtımı da caiz olmuyor. 
Resmi nikâh ile otomatik devreye giren medeni hukuk da islam nazarinda merduttur. Çünkü, bu hukuk Kur'an ve sünnete zıttır. 
Müslümanı Ayet ve hadisler bağlar. Ona göre davranmak zorundadır. Dini nikâh ile otomatik devreye giren Kur'an ve sünnete ait hükümlere evlenme, boşanma ve miras gibi meselelerde uymak zorundadır. Çünkü bu meseleler ayet ile sabittir. Bu konuda müslüman olanların ikinci bir seçeneği yoktur. 
Ancak bir müslüman sosyal haklarını alabilmek için evliliğini resmi olarak kaydettirmek zorundadır. Bu yüzden resmi nikâhı da kıyar amma fiiliyatta eşler dinimiz ne diyorsa ona göre hareket etmek zorundadırlar, eğer müslüman iseler. 
Ancak fiiliyatta dini hukümleri yok sayarak resmi kanunlar ne diyorsa odur derler ve ona göre davranırlarsa, o zaman gene evli kabul edilirler amma, Kuran ve sünnete uymadıklarından büyük bir günaha girmiş olacaklarından ahiretleri, ebedi hayatları tehlikeye girer. 
 
1871. Geçmişe kader nazarı ile, geleceğe cüz-i irade nazarı ile bakınız. İçinde bulunduğunuz an ise kader ve cüz-iiradenin birleştiği yerdir. 
 
1872. İnsan kendini bile kandırabilir, Rabbini ise asla! 
 
1873. Para ile veya bir menfaat karşılığı satın alınabilecek her insan potansiyel bir haindir. 
 
1874. Bütün insanlar toplansalar, beni Cennete koyamazlar. 
Bütün insanlar toplansalar beni Cehenneme atamazlar! 
Beni Rabbim isterse Cennetine koyar, isterse Cehennemine atar.  
Öyleyse ben sadece Ondan korkarım ve sadece Ondan isterim. 
 
1875. Osmanlının davası islamdı, ilayı kelimetullah idi. Nice padişah savaş meydanlarında şehid oldu. Bu yüzden onlara düşman olanlar, ancak islama düşman olanlardır. 
Osmanlının biz torunlarına okullarda osmanlıyı kötüleyenler ancak islama düşman olan hainlerdir. 
 
1876. Dünyanın neresine gittimse orada Osmanlı hayranlığı gördüm. Öyleyken biz torunlarına osmanlıyı neden kötülediler! 
 
1877. Içimizdeki düşman! 
Sanki bu bir kanun gibi görünüyor. En büyük düşmanlarımızdan birisi nefsimizdir ve içimize konmuştur. 
Bir ailede bile ailenin aleyhine çalışan kötülerle işbirliği yapan kötüler bulunabilir. 
Bir şehirde illa kötüler, dışarıdaki düşmanla işbirliği yapanlar bulunur. 
Bir ülkede İlla dışarıdaki düşmanlarla işbirliği yapan içeride hainler bulunur. 
Sahabelerin içinde bile 70 tane münafık vardı. 
Peygamberimiz onları bildiği halde öldürmedi, öylece bıraktı. 
Demek bunun çok hikmetleri var ki içerde düşman olacak. Bu normal. Amma sen uyanık olacaksın ve onların seni içten ve dıştan elbirliği ederek yıkmalarına fırsat vermeyeceksin. 
Olay budur..bu düşmanlar neden var diye mazeret üretmek yerine onlarla mücadele ederek galip gelmeye bakacaksın. 
Yoksa Cenab-ı Hak senin içine nefsi koymayabilirdi, şeytanı sana,musallat etmeyebilirdi, peygamberimiz münafıkları öldürüp yok edebilirdi. 
Demek iş onların olmaması değil, onlar olacak ve sen onlarla mücadele edeceksin.. 
Bu alemde kanun bu...mücadeleni ciddi yapmazsan dünyada da rezil olursun, ahirette de..ona göre... 
 
1878. Deccal sistemlerinin en büyük düşmanı islamiyet ve onu anlatan hocalar, alimlerdir. 
Ancak süfyani sistemler hoca ve alimleri direk olarak karşısına almak yerine ücret vererek onları emri altına, kontrolü altına almayı tercih etmiştir.  
Bu sekilde hocaların ve alimlerin büyük bir bölümünü kontrolü altına almayı başarmıştır. Sistem için para önemli degildir. 
Kontrol altına alamadıklarını ise korkutarak, hapse atarak susturma yoluna gitmiştir ve gitmektedir. En çok ta devlet gücünü ve basını kullanarak onları itibarsızlaştırır ve etkisiz hale getirir. 
Demek süfyan sistemini ayakta tutan bir anlamda hocalardır. 
Eger hocalar, alimler din ne diyorsa korkmadan söyleseler süfyan sistemi bir ay bile devam edemez 
 
1879. Tutuğunuz dal elinizde kalıyorsa, işleriniz bir türlü yoluna girmiyorsa, ihtimâl ki siz sıla-i rahmi terk etmişsiniz. 
 
1880. 3 yaşındaki oğlunuz bıçak istese vermezsiniz. 
Neden? 
Çünkü o bilmez ve kendine zarar verebilir. Ağlasa da vermezsiniz. 
Aynen öyle de; 
Sizin nefsiniz ahiretinize zarar verecek pek çok haram şeyi ister veya farzları yapmak istemez. Çünkü nefis bu hareketinin kendisine nasıl zarar vereceğini ve bu yüzden yarın ahirette neler başına geleceğini bilmez.  İşte sen o nefis istese bile bunun ona ve kendine zarar olacağını bilirsin. 
Bu yüzden sen nefsin her istediğini sakın yapma. Bak, eğer istediği uygun birşey ise yap. Yoksa yapma! Şimdi sen çocuk istedi diye bıçağı versen, o da kendini kör etse, sonrada büyüdüğünde bunu öğrense sana ne der? 
Baba çocuğun eline bıçak verilir mi? 
Görüyor musun? Bir de seni suçlar. 
Aynen öyle de; 
Yarın ahirette nefsin seni suçlar, ve der ki neden her istediğimi yaptın? Ben bilmiyordum, istedim. Sen de mi bilmiyordun? 
Anlaşıldı mı? 
 
1881. Saatlerce süslenip sonra yabancı erkeklerin önüne çıkan bütün kadınlar deccal'ın yalancı cennetinin yalancı hurileridir. 
Bu sarkıcı da olabilir, öğretmen de, haber spikeri de olabilir, sıradan bir memur da..  
SAKIN YAYGARA KOPARMAYIN! GERÇEK BU... 
KABULLENMESİ ZOR OLABİLİR. 
 
1882. "Müsebbibül esbab Allah'tır" 
Bütün dünyada, bütün camilerde birden, kâbe ve mescid-i nebevi dahil, cuma namazı kılınmayacak olması tarihte bir ilktir. 
Böyle dehşet bir vaziyetle karşılaşmamızda corona virüsü sadece bir sebeptir. Asıl sebep ise; 
Ümmet'i Muhammed olarak vazifemizi yapmayışımızdır. Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münkeri terk ettik. Hatta nehy-i anil münker yapmayı kanun ile yasakladık. Kadının beyanı esastır gibi kur'an'a zıt kanunlar çıkardık. 
Zinayı serbest edip, Allah'ın emrine göre nikâh kıyıp yuva kuran erkekleri hapse atıp kadınları dul, çocukları yetim bıraktık. 
Kadınlar kızlar sokaklarda şortla gezer oldu, sahillerde çıplak.. 
Allah ve resulüne harp açmak olan faiz ile iştigal etmek normal hâlé geldi. 
Düğünlerde karılı kızlı karışık göbek atmak normal hale geldi. 
Televizyonlarda her türlü rezillik işlenir oldu. Alem-i islam yakıldı yıkıldı,  milyonlarca müslüman öldürülüp yurtlarından sürüldü. 
İslam ülkelerindeki idareciler gavurlar ile iş birliği yapıp onların istedikleri kanunları çıkarıp ülkeyi ona göre yönetir oldu. 
Allah'ın mülkünde Kur'an'ın tatbiki yasaklandı. Şimdi bütün dünyada yasak. 
EVET, SAYMAKLA BİTMEZ CİNAYET İŞLENDİ VE EN KÜÇÜK BİR PİŞMANLIK, TÖVBE ETME VE DÜZELME EMARESI DE YOK. 
İşte bu durumda tarihinde ilk kez ümmet huzura kabul edilmedi, camilerin kapısı ümmete kapatıldı. 
CORONA VİRÜSÜ SADECE BİR SEBEPTİR. 
 
1883.Eğer sen mümkünse; 
Allah'a isyan edilen bir ülkede yaşama, 
Allah'a isyan edilen bir beldede, şehirde yaşama, Allah'a isyan eden kişilerle beraber olup arkadaşlık etme! 
Çünkü; onların isyanından gelen gadab-ı ilahi sana da dokunabilir. 
Mesela; 
Erzurum'da hayat başka, İzmir'de hayat  başkadır; Antalya'da hayat başka, Konya'da hayat başkadır. Aynı sen, Erzurumda başka, İzmir'de başka insan olursun. 
 
1884. Cami ve cemaatin kalkması, Cuma namazının kalınmaması ve kâbe'nin boş olması büyük hadisedir ve asırlardır böyle şey görülmemiştir. Durum ciddi! 
 
1885. Bir adam ki sizi arkanızdan övüyor, yüzünüze karşı da eksiklerinizi söylüyorsa; o sizin dostunuzdur. Aksini yapan da aksidir. 
 
1886. Dünya peşinden koşanları değirmen gibi öğütüyor. 
Allah'a kulluk edenlere ise hizmet ediyor. 
 
1887. Tarih boyunca birbirine aşık olan kadın ve erkeği; günümüzde birbirine düşman etmeyi başaran adamlara Deccal denir. 
 
1888. Ruhun bizzat kendisinin görme, konuşma, düşünme, hatırlama, sevme, korkma gibi özellikleri vardır. Bunlar için vücuda ihtiyacı yoktur. Dolayısıyla vücut öldüğü zaman ruh için hiçbir şey değişmez, yani sen gene aynı sen olarak devam edersin. Hatta ruh vücuda bağlı olmaktan kurtulduğu için bir nevi daha serbest hale gelir. 
Bu yüzden kişi öldüğü zaman kabirdeki sorulara nasil cevap verecek diye akla gelmemelidir. Nasil ki sen rüyanda konuşuyorsun, görüyorsun, işitiyorsun. Aynen onun gibi.. 
 
1889. Her insan önemli olmak ister, kendisine değer verilmesini ister. Bu herkeste vardır ve  ruhun bir ihtiyacıdır. 
İnsan bu kainatı yaratan Allah'ın bir kulu olması,  Onun eseri olması, Onun mülkünde yaşaması, Onun nimetlerine Mazhar olması gibi noktalardan zaten kıymetlidir.  
Böyle kıymetini anladığı zaman insan rahat eder ve tahmin olur.  
Eğer böyle bir imanı olmazsa o zaman bu kıymetten mahrum kalır. Kendisini değersiz  hisseder. Bu durumda kendisini malıyla arabasıyla eşyasıyla elbisesiyle, yaptığı işlerle değerli ve önemli kılmaya çalışır.  
Halbuki bu şekilde değer kazanması, önemli olması mümkün olmadığından, bu duygusunu bu şekilde tatmin etmesi de mümkün olmaz. 
 
1890. Sanki insan nasıl bir Allah'a inanıyorsa öyle bir Allah'ın idaresinde yaşıyor. İnanmıyorsa, o zaman da sahipsiz, başıboş bir alemde yaşıyor. 
"Ben kulumun zannı üzereyim"  
Kudsi hadis 
 
1891.Adam diyor; ben Kur'an'ı dinlerim. 
Kur'an diyor; peygamberi dinle, Ona itaat et! 
 
1892. Aşka uçarsan kanatların yanar. Sadi şirazi. 
Aşka uçmazsan kanad neye yarar. Mevlana hz.leri Aşka varınca kanadı kim arar. Yunus Emre hz.leri Şeriate vardıktan sonra kudreti kim arar. Bu harika üç söze dördüncüyü ekliyoruz. "Şeriate vardıktan sonra kudreti kim arar" 
Aşk dairesine vardıktan sonra kanada ihtiyaç olmadığı gibi, şeriat dairesine varan için de kudret gerekmez. 
Hatta bu kişiler kudretli olmaktan şiddetle kaçarlar. Çünkü kudretleri kudretsizliktedir. Beşikteki bebe gibi.. bebek aciz olduğundan kudretli olanlar onun etrafında pervane olurlar. Bu durumda bebek kudretli olmak ister mi? Çünkü gücü olursa kudret etrafında pervane olmaz. O ise bu hali kaybetmek istemez. Bu ise aciz olmasına bağlıdır. 
İşte şeriat dairesine gelenler şiddetle kudretten teberri ederler ki etraflarında dönen sonsuz kudreti kaybetmesinler. Bunun için deriz ki; "şerate vardıktan sonra kudreti kim arar." 
Şu da var ki manevi terakkide buraya varan nadirdir. (Buradaki şeriat dairesi manevi terakkideki hakikat dairesinden sonradır ve terakkide son dairedir) 1893.İt ittir, zaman ile koyun olmaz! 
Bu yüzden huy canın altındadır denmiş. 
 
1894. İt'in it olduğu anlaşıldıktan sonra, istediği kadar havlasın. Zarar etmez. 
 
1895.Nehy-i anil münkeri kanun ile yasaklayan kesin deccaldır! 
 
1896. Bu dünyada bir kanun vardır; Bütün alem bu kanuna tabidir; her şey, küçük olsun büyük olsun, doğar büyür gelişir ve ölür. Yani meyvesini verir, kemâle, erer ve gider. 
Mesela; bir domates çekirdeği, önce fidan olur, biraz büyür ve çiçek açar, sonra bu çiçek meyveye durur. Bir müddet sonra güzel domatesler olur ve vakti gelince bu meyveler toplanır ve domates fidanı da vazifesini yapmış ve kemâle ermiş olarak gider. 
Bir insan da böyledir. Bebek olarak dünyaya gelir, çocuk olur, genç olur, evlenir, çol çocuk sahibi olur, onları büyütür, evlendirir, torun sahibi olur ve neticede ölür. 
Aynen bunun gibi; 
 
Açık büfe yemekleri görünce bunu görüyorum. Nefis kemâle erdi günümüzde. Nefsin en büyük zevklerinden birisi leziz yemeklerden istediği kadar yemektir. Nefis tarih boyunca bunu arzu etmiş ancak buna ulaşamamıştır, ta ki günümüze kadar. Günümüzde ise açik büfe yemekler ile bu hedefine ulaştı. 
Şimdi bir tarafta leziz yemeklerin her türlüsünü yemek isteyen bir nefis; diğer tarafta zahmetsiz, önünde, her çeşit lezzetli yemekler. İstediği kadar yiyebilir, kimse de ayıplamaz. 
İşte bu hâl, nefsin yeme içme konusunda kemâle erdiğini göstermektedir. 
Nefis başka alanlarda da kemâle ermek üzeredir. Nefsin en büyük zevklerinden biri de kadındır. Şimdi en güzel kadınlar kızlar neredeyse çırıl çıplak önündedir. Bir günde bu şekilde istifade edip baktığı kadın kız sayısı binden fazladır. Hadiste bir erkeğin kırk kadına nezaret edeceği haber verilmişti. Buradaki kırk sayısı çokluktan kinayedir, günümüzde binlerdir. Nefis bu konuda da hedefine ulaşmış ve kemâle ermiştir. 
Nefs diğer arzularında da kemâle ermiştir. En güzel elbiseleri giyebilmekte, kaloriferli evlerde soğuktan sıcaktan haberi olmamakta, en konforlu yataklarda yatmakta, dünyanın öte başı ile ücretsiz görüşmekte, dünyanın öte başına bir günde gidebilmekte vs.. yani her insan ulaşamasa da insanoğlu olarak buna ulaşmıştır. Dolayısıyla insanoglu Adem as ile başlamış, yakin tarihe kadar günde ancak 30 km yol gidebilmiş, yeme içmede, evlerden giyimine daha düne kadar ki durumu ortadadır. 
Şimdi her alanda kemâle ermiştir. 
Kemâle erenin ise gitmesi yakın demektir. Bu hâl dahi kıyametin yakın olduğunu göstermektedir. 
 
1897.Madem topraktan yaratıldık ve madem toprak olacağız; Öyleyse şimdiden toprak gibi tevazuda olalım, inşallah. 
 
1898. Peygamber "ben yenildim, bu kavmin olacağı yok" dedi mi, iş biterdi. 
Şimdi de ülkemizde bir nevi toplumu düzeltmek için uğraşan kesimler pes etmiş durumda. 2014 yılından sonra cemaatler yenik duruma düştü. Şu anda hiçbir cemaate güven kalmadı ve bitti.. 
Bundan sonra ne olacağını hep beraber yaşayıp göreceğiz. 
Keşke aklımızı başımıza alsak, din için gayret edenler pes etmese.... yoksa belâlar kapıda demektir. 1899.Çalışmadan mal mülk sahibi olmak mümkün olduğu gibi, çalışmadan ilim sahibi olmak ta mümkündür. 
 
1900.Dünyada en güzel şeylerden biri az yemek, en çirkin şeylerden biri de çok yemektir. 
 
1901. Ben müslümanım diyen bir kişi münafık mı? Nasıl anlarsın. 
Mümin içki yasaklansın der, münafık içki yasaklanamaz, yasaklanmasına karşıyım der. 
Mümin zina yasaklansın der, münafık zina yasaklanamaz der. 
Mümin okullarda kızlar ve erkekler ayrı okusun der, münafıklar olmaz! karma egitimden vazgeçilemez der. Mümin faiz, Allah yasak etmiş, kaldırılsın der, münafık faizsiz ekonomi olmaz der. 
Mümin mahkemelerde Allah'ın hükmüne göre karar verilsin der, münafık olmaz der. 
Mümin, kadınlar örtünsünler der, münafık kadınların örtünmesi mecbur edilemez, kadınlar açık gezecekler, açılacaklar der. 
Mümin Allah'ın hükümleri tatbik edilsin der, münafık ben şeriata karşıyım der. 
Bu örnekleri çoğaltabilirsiniz ve o zaman anlarsınız ki ne kadar çok münafık varmış! 
 
Şimdi böyle diyenler münafık olursa ve cehennemde şeytandan da aşağıda yanacak olurlarsa; butün bunları kanun haline getirip tatbik edenlerin hali ne olur, varın siz düşünün. 
 
1902. Senin yaşayabilmen için ne kadar masraf yapılıyor, biliyor musun? 
Sonsuz..... 
Senin yaşaman için vücudunda kaç bin cihaz gayret gösteriyor biliyor musun? 
Ve sen, bu adeta sonsuz masraf ve çalışma neticesinde yaşıyorsun. 
Şimdi sana bu sekilde sağlanan hayat, sen  televizyon başında günah işleyerek geçiresin, kahvede okey başında boşuna harcayasın, stadlarda vaktini öldürürsen diye verilmiş olabilir mi? Asla.. 
Eğer sen, bu hayatın bu şekilde sana verildiğini anlayıp, neticede vazifeni yapmadan bu dünyadan gidersen, yandın demektir. 
 
1903. Sen namaz kıl, oruç tut, hatta hacca git, umreye 
git, kurban kes; sonrada yanmak için cehennemin dibine git, şeytanlardan aşağıda yan.  
Neden?  
Çünkü sen içki yasaklanamaz, faizsiz ekonomi olmaz, ben şeriate karşıyım dediğin için münafık oluyorsun da ondan. 
 
1904.Türkiye; halkının %99'u müslüman olan bir ülke  değil, halkının %99'u "ben müslümanım" diyen bir ülkedir. 
 
1905. Herkesin dünyası farklıdır. 
Mesela; kişi insanları Allah'ın kulları, değişik şartlarda imtihan oluyorlar, onların da benim gibi hata ve kusurları var diye düşünur ve görür. Onların hata kusur ve günahlarını görse de, örter. Dolayısıyla güzel insanların olduğu, güzel insanlardan oluşan bir toplumda yaşar. 
Diğer bir insan ise; herkesin hatasını kusurunu günahını araştırır ortaya koyar. Dolayısıyla kötü insanlardan oluşan bir toplumda yaşar. Demek ki insan kendi halet-i ruhiyesi ne göre bir dünyada yaşar. Herkesin dünyası farklıdır. 
Yani alem herkesin haleti ruhiyesine göre şekil alır ve o kişi o şekilde bir alemde yaşar. 
Yani bir adam dostların ve güzel insanların içinde yasarken, aynı yerde bir diğeri düşmanların içinde, canavarlarin, hainlerin içinde yasayabilir. 
Mesela, iki kişi konyada yasar,birisi dost ve ahbabın, güzel insanların içinde yaşarken, bir diğeri düşmanların, canavarların içinde yaşar. 
Dolayisıyla aynı iki kişiden biri konyayı öve öve bitiremezken, digeri kötüleye kötüleye bitiremez. 
Demek iş konyada değil, kendilerindeymiş... 
 
1906. Garip....hem de çok garip.. 
Dünyadaki geçici makamları elde etmek için birbiriyle yarışanlar, dünyanın geçici servetini ve zenginliğini elde etmek için gece gündüz koşturanlar; 
Acaba neden bunlardan binlerce kat daha yüksek olan ebedi hayattaki makamlar için servet ve zenginlik için bir gayret göstermezler! 
 
1907. İnsan değerli olmak ister. Kendisine önem verilsin ister. Takdir edilmek ve bilinmek ister. Herkesin kendisinden bahsettiği önemli bir kişi olmak ister. 
Bu istekler insanda fitri olarak vardır. 
Insan bu ihtiyacını giderebilmek ve kendisini önemli kılabilmek için gayret eder. Makam sahibi olabilmek için gayret eder, zengin olabilmek için uğraşır. Lüks araba, eşya, ev, marka giyim kuşam vs gibi şeylere bunun için yönelir. 
Ne var ki bunlarla bu hedefine ulaşması mümkün değildir. Mesela, vali olsa ve bir müddet velev önemli bir adam olsa, sonra elbet bu makamda devamlı kalamayacak ve ayrılacaktır. Ayrıldıktan sonra gene onu arayıp soran olmayacak ve önemini kaybedecektir. Ve bu sekilde bu dünyadan geçip gidecektir. 
Öyleyse, her insanda olan bu u uygun bir tatmin şekli olmalıdır. Mideyi yaratan Allah,  çeşit çeşit leziz meyveler yaratarak o midenin ihtiyacını gidermiştir. Elbette insanın önemli biri olmak, değer verilmek ihtiyacını da giderecek bir yol ihsan etmistir. O yol şudur: 
Bu kainatın sahibi olan Allah'a imal eden insan onun mülkünde ve onun idaresinden onun misafiri olarak yaşamaya başlar. On tane koruma ile gezen, makam arabası ve şöförü olan adam nasıl kasılıyor, öyle de;  İnsan bakar ki bu kainatın sahibi olan Allah bütün kainatı kendisine hizmet ettiriyor, insanın istifadesi için çeşit çeşit sayısız nimetler yaratmış, ayı güneşi insanın istifadesine vermiş, insana hizmet ettiriyor. 
İnsanın istifade etmesi için koca dünyayı çevirip geceyi getiriyor, işini görmesi için gündüzü getiriyor, ağaçlardan leziz meyveler insan için yaratıyor, hayvanlar ona hizmet ediyor, Yani bakıyor ki Allah insana o kadar değer vermiş ki bütün kainatı o insana hizmet ettiriyor ve saymakla bitmez nimetler ile insanı perverde ediyor. Bunu anlayan insan kendisine verilen bu değeri görünce ancak o zaman tatmin oluyor.  
Bu şekilde tatmin olduktan sonra giydiği elbisenin, ayakkabının, bindiği arabanın önemi olmadığını, insanın bunlarla değer kazanamayacağıni anlıyor ve artık onlara önem vermekten kurtuluyor. Onları elde etmek için çırpınmakdan da kurtuluyor, rahat ve huzura eriyor. Bu yolu bulamayanlar ki, nitekim insanların büyük çoğunluğu bulamıyor, o zaman hasret içinde bu dunyadan göçüp gidiyor. 
 
1908. Hakiki müslüman islam yolunda malını ve canını feda eder. 
Sahtekâr müslüman da müslümanlığı kullanarak malmülk edinir. 
 
1909. "Biz" diyebildiğiniz bir cemaatiniz varsa, ne mutlu size... 
 
1910. Herkesin duası kendi seviyesine göre olur. Mesela bir çocuk ya Çikolata ister ya oyuncak ya da balon. 
Bir gençe mesela evlenmek ister, ev ister, araba ister. Mesela, güzel elbise ister mücevher ister altın ister. Yani herkes kendi durumuna göre ve seviyesine göre ister. Aynen öyle de insanların Allah'a en güzel dua edip en güzel şekilde ve en güzel şeyleri Ondan isteyeni Peygamberimiz aleyhissalatu vesselamdır. Hiç kimse bugüne kadar ona bu konuda yetişememiştir. Çünkü seviye olarak en üst seviyede olan odur. Dolayısıyla dua noktasında da ona yetişen kimse şimdiye kadar olmamış ve bundan sonra da olmayacaktır. 
 
1911. Özgürlük diye girdikleri isyan yolunda kendi nefislerine esir olduklarını fark edemiyorlar. 
 
1912. Bu konu ilk defa dile getirilmektedir. Tarihe not düşmek içindir. 
Üst akıl ve devletin işbirliği ile bütün cemaatlerin dizayn edilmekte olduğunu görüyorum.  
Bundan maksad; cemaatleri kontrol altına almak ve bütün cemaatleri istedikleri gibi sevk edebilmektir. 
Nihayet devlet bu meseleyi de halletmiş olacak. Yani cemaatler meselesi ki, bütün islami cemaatler buna dahildir.  
Görünüşte ise güzel gibi göründüğünden bu konuda halkın desteği de olacaktır. 
Amma öyle şeytani bir plân ki şimdiye kadar görülmemiş! 
Veee cemaatler severek ve isteyerek bu plâna dahil olacaklar, çünkü plândaki oyunu göremeyecekler. Belki de öyle gerekiyordur...ne yaptilar da kadere bu şekilde fetva verdirdiler, onu da cemaattekiler düşünsün.... 
 
1913. Aklınızı, kalbinizi ve midenizi kendilerine göre muzahrafat olan şeylerden boşaltınız. 
 
1914. Sen, Rabbimin emir ve yasaklarına göre yaşayacağım diye koşuşturuyorsan eğer, sen güzel bir insan olursun; 
yok Eğer nefsimin istek ve arzularını yerine getireceğim diye koşturuyorsan, o zaman da sen çirkin bir insan olursun. 
Bu kadar basit... 
 
1915. Dünyadaki bütün meclisler toplansa ve içkiyi serbest etseler, bir müslüman için içki gene haramdır. Dünyadaki bütün meclisler toplansa zinayı serbest etseler zina gene bir müslüman için haramdır. Aynen öyle de, devletin dinimize zıt olarak evlenme, boşanma, aile içi hak ve sorumluluklar ve ölüm durumunda mirasın nasıl paylaşılacağı ile ilgili çıkardığı kanunlar dinimiz açısından ve müslüman için geçersizdir. 
 
1916. İnsanlar eşit değildir; aralarında azim fark vardır!  
Yarın ahirette bu farka  göre muamele olacaktır... 
 
1917. Türkiyede müslümanız deyip Kur'an'ın tatbikine karşı olan büyük bir kesim vardır. Bunlar gerçekten Kur'an hükümlerinin toplumda tatbikine karşıdırlar. 
Biz bunlara "siz gavursunuz" diyemeyiz ve demiyoruz. Ancak inanıyorum ki bunlar yarın ahirette müslümanların yanında ve safında olmazlar. 
 
1918. Hiç lamı cimi yok! Allah cc insanı çok hem de pek çok seviyor. Ve istiyor ki herzamöan huzurunda olsun. Bu yüzden 50 vakit namazı farz kılıyor ilk başta. Sonra insanın bunu yapamayacağını bildiğinden 5 vakte indiriyor. Allahu alem bissevap. 
 
1919. Kıssacılık israil oğullarının helak olmasının bir sebebidir.Çünkü iyi niyetle de olsa verilen mesaj ayet ve hadislerin önüne geçmekte ve dengeli düşünmeyi engellemektedir. 
 
1920. Dil, din, devlet, millet, ülke onlar için önemli olmayan bir nesil yetişiyor. Siz Ayasofya'yı açalım mı, açmayalım mı diye uğraşın! 
 
1921. Kaderi inkâr edenler gururlu, kibirli, kendini beğenen enaniyet sahibi insanlardır.  
"Ben yaptım, ne kaderi?" demek isterler. 
 
1922. Dikkat ettiniz mi? 
Günümüzün sapık alimleri devamlı peygamberimize sav çatıyorlar. Neden?  
Çünkü onlar dini bozacaklar amma bir türlü peygamberimizi sav aşamıyorlar. Ayeti kafalarına göre yorumlayıp dini bozmak istiyorlar. Amma o ayet hakkında peygamberimizin sav söyledikleri ve tatbikatı var. O varken ona zıt mânâ verse de olmuyor. Tek careleri kaliyor, hadisleri ve sünnetleri inkâr etmek. O da tutmuyor, çünkü çok sağlam gelmiş ve yerleşmişler. 
Mümkün değil, ne etseler bu dini bozamiyacaklar. 
Sadece sapması gerekenleri saptırıp gidecekler. 
 
1923. Kıssacılar;  
ömrü isyan ile geçen bir adamın bir tek iyiliğini göstererek onu iyi; 
ömrü iyilikle geçmiş bir adamın da bir tek kusurunu göstererek onu kötü ilan ederler. 
Böylece toplumun ve insanların doğru ve dengeli düşünme yeteneğini kaybettirirler. Böylece kim iyi, kim kötü ayrılamaz hale gelir. 
İşte cerbeze budur. 
Bu yüzden kıssacılardan uzak durun! 
 
1924. Ömrü ibadetle, Allah'a kulluk ile geçmiş bir adamın en küçük bir yanlışını gösterip onu kötü ve cehennemlik ilan etmek; 
Ömrü isyan ile, haramları işleyerek geçmiş bir adamı da en küçük bir iyiliğini gösterip Cennete göndermek cerbezedir. 
Kıssacılar hep bunu yapar. Ortada din bırakmazlar! 
 
1925. ÖNEMLİ BİR TESPİT ! 
Kaderi inkâr edenlerin derdi ne ola? 
El Cevap: Çünkü onlar yaptıkları iyilikleri ve başarıları kendilerine almak ve "ben yaptım" demek istiyorlar. Kader inancı olunca bunu diyemiyorlar. Bu yüzden çareyi kaderi inkâr etmekte buluyorlar. 
Halbuki kader onlara der "yapan sen değilsin, başarı ve muvaffakiyet Allah'tandır" 
 
Cüz-i ihtiyari'yi inkâr edenlerin derdi ne ola? 
Bunlar da yaptıkları hata, kusur ve günahları kendilerine almak istemiyorlar. Bu yüzden suçu kadere yıkmak istiyorlar ve diyorlar ki " kader var, kader böyle olmasına hükmetmiş, benim suçum yok"  
Cüz-i iradeyi kabul ettikleri takdirde bunu diyemiyorlar. Bu durumda bunlar da çareyi cüz'i iradeyi inkârda buluyorlar. 
 
1926.  
 
1927.Ağacın kökü toprağa iyi yapışmazsa en küçük bir rüzgarda sökülüp gider. 
Bu hayatta sen de böyle bir ağaçsın ve bu hayatta çok rüzgar ve fırtınalar var! 
 
1928. Tohumlar görünüş olarak birbirine çok benzerler. Hangi tohumun ne gibi özellikleri olduğu ancak toprağa ekince ortaya çıkar.  
Aynen bunun gibi; insanların da ne oldukları bu dünya hayatında karşılaştığı olaylar karşısında  yaptıkları hareketler ile ortaya çıkar. 
 
1929. Trump beyaz sarayda iftar sofrası açmadı.  Eskiden beyaz sarayda iftar verilir, müslümanlar öyle memnun olurlardı ki artık amerika ondan sonra yüzbin müslüman öldürse zarar etmezdi. 
BU KADAR MI SAF OLUNUR YA HU... 
 
1930. İnsanları bırakın, hedefinize kilitlenin. 
İnsanlar ile uğraşarak enerjinizi boşa harcamayın.  Eğer dogru bir hedefiniz yoksa, o zaman siz zaten boşa yaşıyorsunuz demektir. 
O zaman insanlarla uğraşmanızda bir mahzur yoktur. 
Boş durup ta ne yapacaksın! 
 
1931. Kâinatta akıl almaz bir mükemmellik gözümüz önündedir. 
Bu mükemmellik kâinata ait değildir, yapan ustaya aittir. 1932. Kâinata ve içindekilere bakarak rabbini tanıyacaksın.  
Kâinat ve içindekiler olmasaydı rabbimizi tanıyamazdık.  Koca kâinat ve içindeki harika eserler gözün önünde iken hâlâ onlar ile rabbini tanıyamıyorsan kendi derdine yan.. 
 
1933. Ne kadar tevazu o kadar meyve. 
Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam bu konuda da zirvedir. 
En mütevazi insan O'dur. 
 
1934. Nefis olarak 1 dakika önceye geçemeyiz ve 1 dakika sonra ya da gidemeyiz ama aklımızda kalbimizde ruhumuzla Fikrim izle hayalimizde binlerce sene önceye gidebilir Gezebilir binlerce sene sonra ya da gidip gezebiliriz bu yüzden nefsani Hayat yaşayanlar Sadece bu anı yaşamaktadırlar Ama nefsine dur deyip Akıl kalp ruh dairesinde yaşayanlar binlerce senelik geniş bir alemde Seyran etmekte Keyf etmektedirler buna rağmen nefsani hayat yaşayanlar en çok zevki keyfi kendilerinin yaptığın sanırlar Halbuki dünyada onlardan daha az zevk alan yoktur 
 
1935. Rabbimizin nimetlerini en iyi şekilde anlayıp Şükreden Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam dır. Buna rağmen O demiştir ki "Yarabbi hakkı ile şükür edemedim" 
 
1936. Cenabı Hakkı en mükemmel takdir eden peygamberimiz aleyhissalatu vesselam dır Buna rağmen 
O demiştir ki "Yarabbi , seni hakkıyla takdir edemedim" 
 
1937. Deccal mehdi meselesi imani mesele degildir diye basite alanlar, bahsedilmesinden rahatsız olanlar! Şunu bilin ki eğer biz mesela 300 sene önce bir zamanda yaşıyor olsaydık derdik ki "evet Deccal da gelecek Mehdi de gelecek' der ve geçerdik. "imâni bir mesele değil inanırız öyledir"derdik. ve üzerinde durmazdık. Ama biz bugün Deccal dönemini yaşıyoruz, insanlık tarihinin en büyük fitnesinin içindeyiz ve Maalesef bu konuda toplumda yeterli bilgi yok topluma bu konuda bilgi vermesi gereken özellikle Nurcular kendileri yeterli bilgi sahibi olmadıkları gibi milletin de kafasını karıştırıyorlar. 
Bu meselenin doğru olarak bilinmesine büyük ihtiyaç var. Çünkü artık olayın içindeyiz. Dolayısıyla benim sık sık bu konuyu gündeme getirmekte ki maksadım toplumu bu konuda doğru bilgilendirmek ve meseleyi doğru olarak ortaya koymak içindir. 
Yaptığımın ne kadar doğru olduğunu Gün geçtikçe daha iyi anlıyorum 
 
1938. Eğer iyilik yaptığınızda karşılık bekliyorsanız o iyilik değildir. İyilik yapılır ve unutulur. 
 
1939. Mehdi Azam sıfırdan bir devlet kuracaktır. Kimseye borcu yok, kimse ile anlaşması yok. İçinde din düşmanları yok. 
 
1940. "Mehdi Azam döneminde silahlar patlamayacak, uçaklar uçmayacak, teknoloji bitecek" diye saçma bir fikir dolaşmaktadır. 
Aslında Mehdi Azam dönemi teknolojinin zirve yaptığı bir dönem olacaktır. İslamiyet bütün dünyada teknolojinin zirve yaptığı bir dönemde tatbik edilecektir. Yani , önümüzdeki dijital dünya dönemi aslında aynı zamanda mehdi-i Azam dönemi olacaktır, inşallah.  
Lâ yaglemul gaybe illallah... 
 
1941. Deccal ve mehdi meselesinin doğru olarak ortaya konulmasından 3 kesim rahatsız oluyor. 
 
1. Nurcu kardeşler. 
Çünkü onların çoğu "deccal da mehdi de gelip geçti, boşuna beklemeyin" diyorlar. Dolayısıyla bu konunun doğru bir şekilde ortaya konması onların fikirlerinin ne kadar yanlış olduğunu gösteriyor. Bunu istemiyorlar, kitaba göre yanlış olduklarının ispatlanmasi onları bitiriyor. 
 
2. Normal müslümanlar da rahatsız oluyorlar. Çünkü, bu konu çok karışık ve anlaşılması zor. Önde gelen dinledikleri alimler bu işin içinden çıkamadıklarından başkasının da çıkamayacağını düşünüyorlar. Bu yuzden bu konuyu duymak istemiyorlar. Kafalarını karıştırmak istemiyorlar. 
 
3. Deccalların peşinden gidenler. 
Bunlar kendilerine nefsani bir hayat sağlayan deccalları seviyor ve peşinden gidiyorlar. Amma bilmiyorlar ki böyledir. Dolayisıyla sevip peşinden gittikleri kişilere deccal denmesini istemiyorlar. 
 
1942. İnsan için maddi mesafeler, uzaklık ve yakınlıklar olduğu gibi manevi uzaklık ve yakınlıklar da vardır. 
Mesela, istanbul'da yaşayan bir kişi izmirde yaşayan bir kardeşinden uzaktır amma Amerika'da yaşayan kardeşinden daha fazla uzaktadır. Bu uzaklıkları aşıp onlara yetişmek öyle kolay değildir. 
Aynen bunun gibi maddi olarak yakın bile olsa bir peygamber ile bir kâfir manen ne kadar bir birlerinden uzaktırlar. Bir alim ile bir cahilin arası ne kadsr uzaktır. Aynı evde yaşayan iki kişiden biri alayı illiyyinde, digeri esfeli safilinde olabilir. 
Bunun gibi, yan yana bile olsalar müttaki bir mümin nere, isyan eden bir fasık nere, kâfir nere, mümin nere, melek nere, şeytan nere... araları cennet ve cehennem kadar uzaktır. 
Dolayısıyla bir cahil kolay kolay alim olamaz, bir fasık gunahları öyle kolay birakıp ibadete yönelemez, bir kâfir oyle kolay imana gelemez. 
Demek aynı ortamda, aynı yerlerde hatta aynı ailenin içinde bile yaşasak birbirimizden manen çok uzak olabilir, çok uzak mesafelerde yaşayanlar ile manen çok yakın olabiliriz. 
Demek beraber yasadığımız insanların herbiri ile farklı farklı uzaklığımız veya farklı farklı yakınlığımız vardır. 
Zaten ilişkiler de buna gore olmaktadır. 
Yarın ahirette bu uzaklık veya yakınlık fiili hale gelir. 
Burada yakınınızda amma manen uzağınızda olan bir kişi artık ahirette fiilen uzağınızda olur. 
 
1943. Mesela, bir arabanız var. Birisi size Araban var mı diye sorsa Sen de yok desen yalan söylemiş olursun. Aynen öyle de bu alemde en büyük hakikat Cenabı Hakk'ın var ve bir olmasıdır kim ki Allah'a İnanmaz ve yok derse en büyük yalancı olur. Bu yüzden kafirler en büyük yalancıdırlar. 
Bu yüzden Bediuzzaman hz.leri şöyle buyurmuş" imanın mahiyeti sıdk, yani doğruluk, küfrün mahiyeti yalandır. 
 
1944. Siz, düşmanlarınızla mücadele edip kemâle ermeniz için onlar size yakın ve hemen çevrenizde olurlar.  
Düşmanlarınızı uzaklarda aramayın! 
 
1945. Kimseyi ikna edeceğim diye boşuna uğraşmayın; bu, insanı çok yoruyor. Doğruyu ortaya koy ve bırak, alan alsın! 
 
1946. Sevmediğin insanların gıybetini yaparak yarın ahirette onların günahlarını taşıyan hamalları olma! 
 
1947. Başarı; mevcut kabiliyetlerin azami derecede kullanılması ile elde edilen neticedir. 
 
1948. Canlarının istediği gibi yaşayanlar bilmeden nefislerine hizmetçilik eden zavallılardır. 
 
1949. "Her doğru her yerde söylenmez" diye diye hakkı söylememeyi marifet bildiler. 
Diyemediler korkağız! 
 
1950. "Müjdeleyin, nefret ettirmeyin" hadisini kendilerine kalkan yapıp azaptan bahseden ayet ve hadisleri yok ettiler. 
 
1951. Benim dünyevi ve uhrevi bütün ihtiyaçlarımı ancak Allah bana verebilir. 
Beni dünyevi ve uhrevi bütün korktuklarımdan ancak Allah emin edebilir. 
Ben de bu yüzden sadece Ona ibadet eder, Ona kulluk eder, sadece Ondan ister, sadece Ondan korkar, sadece 
Ona el açar, sadece Onun karşısında boynumu bükerim. Beni yaratan O, yaşatan O, öldürüp hesaba çekecek olan O'dur. 
ÖYLEYSE MESELE BİTMİŞTİR. 
 
1952. Eğer bu dünyada sizi yaratan rabbinize secde edebiliyorsanız, ne mutlu size. Yok, secde edemiyorsanız dünya sizin olsa fayda yok. 
 
1953. "Allah kuluna kâfi değil midir?" Zümer Suresi 36 Evet, Allah kuluna kâfidir.  
Onun her istediğini verebilir. 
Onu bütün düşmanlarına karşı koruyabilir. Onu başkalara muhtaç etmez, yani ona kâfidir. Ona başkaları aratmaz. 
 
1954. Allah'tan başkası bana ilah olamaz! 
Çünkü Allah'tan başkası beni toprak olduktan sonra tekrar diriltemez! 
Allah'tan başkası beni ebedi yaşatamaz! Allah'tan başkası beni cennete koyamaz! Allah'tan başkası düşmanlarımı cehenneme atamaz! 
Ve hakeza.. 
 
1955. "Mehdi gelse de Ona asker olsam" diye hasretle bekleyenler; yetişemeseler bile aynen olmuş gibi mükafatlarını alacaklardır inşallah 
 
1956. Suyu musluktan alırsın, amma bilirsin ki bu su musluğun işi değildir. 
Aynen öyle de; 
Yumurtayı tavuktan alırsın, amma bilirsin ki bu yumurta tavuğun işi degildir. 
Sütü inekten alırsın, amma bilirsin ki bu süt ineğin işi değildir. 
Kirazı ağaçtan alırsın, amma bilirsin ki bu kiraz ağacın işi değildir. 
Ve hakeza.... 
 
1957. İnsanlar gaflette olmayı severler, çünkü onda rahatlık vardır. Ölümden bahsetmeyi sevmezler, çünkü ölümden bahsetmek gafletten uyandıran acı bir gerçektir. 
 
1958. Devamlı olan şeyler sıradanlaşır ve görünmez ve farkedilmez olurlar. Bunun için mesela, arabalardaki sinyal lambaları yanar söner ki dikkat çeksin. Devamlı yansa dikkat çekmez. 
Aynen öyle de, sıhhatli olmak büyük nimettir, fakat devamlı olursa o büyük nimet sıradanlaşır ve önemini kaybeder. İşte bunun için insana sıhhati veren zat arada bir onu hasta eder ki sıhhat nimetini fark edip şükretsin. 
DİĞER BÜTÜN NİMETLERİ BUNA KIYAS EDEBİLİRSİNİZ. 
 
1959. Para sebeptir! 
Dünyanın dört bir tarafına gittim ve gördüm; hayat hiç bir yerde kolay değil. Herkes geçimini sağlamak ve para kazanmak için koşuşturuyor. 
Halbuki burada para kazanmak aslında sadece bir sebeptir. Asıl olan Allah cc o insanları o işlerde pek çok hikmetler için çalıştırıyor. 
 
1960. Görseniz ki çok zengin bir adam, çok değer verdiği küçücük oğlunu zor sartlarda çalıştırıyor. Anlarsınız ki o adam oğlunu para kazanması için çalıştırmıyor. Belki hayatı anlaması ve herşeyin kiymetini bilmesi için çalıştırıyor. 
Aynen öyle de; sonsuz zengin ve cömert olan rabbimiz biz kullarını bu dünyada, zor şartlar altında çalıştırıyor. Anlıyoruz ki; biz para kazanalım diye değil, belki pek çok hikmet için çalıştırıyor.  
İşte o hikmetleri anlarsan ve ona göre calışırsan, adamsın. Yoksa, sadece para kazanmak için çalışıyorsan, ne kadar yazık.. 
 
1961. MEHDİ AZAM GİZLİ OLACAKMIŞ!!!!! 
Mehd-i Azam o kadar gizli olacakmış  ki herkes Onu bilemeyecekmiş!.. 
Mâşallah... bunu kim uydurdu ki... 
Dünya çapında Kuran'ı tatbik edip alemi islamı bir bayrak altında toplayacak Mehd-i Azam nasıl gizli kalacak acaba? 
HİÇ BU KADAR SAÇMA FİKİR DUYDUNUZ MU? 
 
1962. BEDİÜZZAMAN HZ.LERİ MEHDİ-İ AZAM'IN GELECEĞİNİ RİSALE-İ NUR'DA ŞU ŞEKILDE İLAN ETMİŞTİR. 
o gelecek adam olduğumu iddia edemem, hiçbir cihette liyakatım yoktur. Fakat o ileride gelecek acib şahsın bir hizmetkârı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın pişdar bir neferi olduğumu zannediyorum.  
Barla - 283 
 
1963. Sen sanıyor musun, dertlerinle başbaşasın ve kinsenin senden haberi yok! 
Yok, yok, öyle değil. Senin, seni gören, bütün dertlerini bilen ve bütün ihtiyaçlarından haberdar olan, seni senden fazla düşünen bir rabbin var. 
 
1964. Türkiye; 
100 senedir laik kanunlar ile yönetilmektedir, islami kanunlar ile değil; 
100 senedir okullarda çocuklar laikliğe göre yetiştirilmektedir, islama göre değil; 
100 senedir mahkemelerde laik kanunlara göre hükmedilmektedir, islami kanunlara göre değil. EĞER BİR ŞİKAYETINİZ VARSA GİDİN, LAİKLERİN YAKASINA YAPIŞIN. 
BIRAKIN ARTIK ŞU MÜSLÜMANLARIN YAKASINI!... 
 
1965. Senin muhakkak bir davan olsun veya muhakkak bir davanın parçası ol! 
Mesela; teker arabanın bir parçasıdır. Bütün parçaların birleşmesinden araba meydana gelir. Bu arabada her bir parçanın önemi ve değeri vardır.  
Teker o arabanın parçası olduğu sürece çok kıymetli ve değerlidir. Eğer teker arabadan ayrılır ve tek başına olursa hiç bir kıymeti olmaz! 
Arabanın sahibi için de her bir parça kıymetli, önemli ve değerlidir, o, arabanın bir parçası olarak kaldığı sürece. Aynen öyle de, dava islamiyyettir. Sen eğer bu davanın bir parçası olursan çok kıymetli olursun. Yok, eğer o davadan ayrı kalırsan kıymetin de olmaz! 
 
1966. Kuzu dünyaya gelir, bir bakmışsın annesinin memelerinde de süt meydana gelmiş. Koyunun bu sütte hiç bir müdahelesi yoktur. Süt, kuzu için annesinin memelerinde kuzuyu yaratan tarafından yapılmıştır. Dolayısıyla anne kuzuya sütü minnet etmeden verecektir. 
Buradan anlaki, sana verilen herşey senin için degildir, pek çokları başkalara vermen için sana verilmiştir. 
Öyleyse onu onlara minnet etmeden vermen gerekir. Vermezsen veya minnet ederek verirsen suç işlemiş olursun. 
Aynen bunun gibi; 
Öğretmene öğrenciler verildiyse, o öğretmene öğrencilere vermesi için bilgiler de verilir. Bu bilgileri öğretmen öğrencilerden esirgeyemez! 
Bir mürşidin talebeleri varsa ona da feyiz verilir, ta ki o feyzi minnet etmeden ve esirgemeden kendisinden bekleyen talebelerine versin. 
Bir erkeğe hanım ve evlat verildiği zaman o hanımın ve o çocuğun rızkı erkeğin eline verilir ki, o da hanımına ve çocuğuna versin. 
Bu konuda binlerce örnek verilebilir. 
Allah böyle kanun koymuş. Koyun da, mürşid de, baba da ve hakeza hepsi birer sebeptir, hakikatte onları onlara veren Allah'tır. 
Ancak bunlar da sebep olduklarını bilmeleri şarttır. Yoksa ben kazandım, ben yediriyorum, ben vermesem açsınız gibi düşünmemelidir. 
Veya bir mürşid kendisine gelen feyizleri müridlerine cömertce vermelidir, minnet ederek değil. Bunlar sadece birer numunedir. Yoksa çevremizde bunun gibi binler örnek mevcuddur. Tefekkür ederek anlamaya çalışmalıdır. 
 
1967. Kurt kuzuya saldırır, köpek te hayatı pahasına sürüyü korumaya çalışır. Fıtrat böyle. 
Allah erkeği dışarı işlerde çalışıp kazanacak ve ailesine bakacak fıtratta yaratmış ve evin geçimini ona vermiştir. Kadını da çocuk doğuracak, bakıp büyütecek şekilde yaratmış ve kadına da bu görevi vermiştir. Kadına evini geçindirme görevi de vermemiştir. 
Günümüzde ise kadınlar adeta fıtratın kendilerine biçtiği rolü beğenmemişler ve hatta red etmişlerdir. 
"Biz de ekmeğimizi kendimiz kazanacağız, erkeğin eline bakmayacağız, kendi ayaklarımız üzerinde duracağız" diye fıtratlarına uygun olmayan ve kendilerine verilmeyen ev dışındaki işlerde çalışmaya, kariyer yapmaya başlamışlardır. 
Halbuki güzel olan; birşey ne için yapılmışsa ona uygun kullanılmasıdır. Aksi takdirde problemler kaçınılmazdır. Nitekim, kadınların kötü niyetli erkeklerin de teşviki ile, fıtratlarına zıt bir yola girmelerinin hem kendilerine hem de toplum ve aileye olan bedeli ağır olmuş ve olacaktır. 
BÜTÜN BUNLARA RAĞMEN DEVLETİN DE 
KADINLARI DAHA FAZLA İŞ HAYATINA ATABİLMEK 
İÇİN TEŞVİK ÜSTÜNE TEŞVİK VERMESİ KABUL EDİLEMEZ.. 
Toplumun bozulmasında ki baş sebeplerden birisi de budur. Nitekim Bediüzzaman hz.leri "kadınları yuvalarından çıkardılar, beşeri bastan çıkardılar, yuvalarına dönmeli" demiştir. 
Toplumu düzeltecekleri umuduyla yukarı gönderilenlerin de toplumu bu şekilde bozmaya devam etmeleri ve bunun için teşvik üstüne teşvik vermeleri umudları tüketmiştir. 
ARTIK UMUDLAR GELMEKTE OLAN YENİ DÖNEMDEDİR. 
 
1968. İLK DEFA YAZIYORUM! 
İnsan dünyaya gelir, çocukluktan gençliğe geçerken yavaş yavaş dünyayı da görmeye ve fark etmeye başlar.  
Bakar ki; dünya zulümlerle dolu; Açlıklar, yokluklar, zulümler, vs... 
İster ki bu dünyayı değiştirsin. Zulümleri, yokluğu, fakirliği, giderip dünyayı zalimlerden temizlemeye ve kurtarmaya karar verir. 
Bir müddet böyle devam eder, amma bakar ki bu dünyayı değiştirmesi mümkün değil. 
Bu defa hiç olmazsa ülkemi değiştireyim, zalimlerden kurtarayım, garibanlara yardım edeyim, kötülükleri kaldırıp iyilikleri getireyim diye karar verir. Artık bunun için fikirler üretmeye, faaliyet göstermeye başlar. Bu arada yıllar da geçmeye devam eder. Bakar ki ülkeyi de düzeltmesi ve değiştirmesi mümkün değil, bunu anlar ve der ki, bari, içinde yaşadığım şehri düzelteyim. Bunun için gayret etmeye başlar. Fakat nafile..bir müddet sonra şehrini de düzeltemeyeceğini anlar ve bundan da vaz geçer. 
Bari ailemi, akraba, eş ve dostlarımı düzelteyim der ve bir müddet te bunun için gayret eder. Amma anlar ki bu da mümkün değil. 
Anlamaya anlar amma, ne fayda, 
Veee nihayet kendini düzeltmeye ve değiştirmeye karar verir. 
Verir amma, bu arada yaşı da 60'ı geçmiştir. 
NİHAYET OLMASI GEREKEN YERE VARMIŞTIR. PEKI....DÜNYAYI DÜZELTEN OLMUŞ MUDUR VEYA BU MÜMKÜN MÜDÜR? 
Evet, mümkündür. Ve bunu yapanlar da olmuştur! 
NASIL MI? 
Gayet basit.... 
Hakiki imanı elde ederek bunu başarmışlardır. Hakiki imanı elde edenler dünyayı düzeltmişler, bütün zulümlerden arıtmışlar ve içinde keyf etmişlerdir. 
BU NASIL OLMUŞ? 
Anlamışlar ki bu dünya son derece güçlü, kâdir, âlim, her yeri görüp herşeyi bilen, ne yaparsa güzel yapan bir zatın ülkesidir.  
O zat'ın herşeye gücünün yettiğini, herşeyden haberdar olduğunu, her yeri görüp her sesi işittiğini ve ne yaparsa güzel yaptığını anlamışlar.  
Nihayetinde; her şeydeki ve her olaydaki güzellikleri de görmüşler ve olan herşeyin ne kadar yerli yerinde ve ne kadar güzel olduğunu, hatta bu olanlardan daha güzelinin mümkün olmadığını görmüşler, anlamışlar ve bu güzellikler karşısında hayran kalıp secdeye kapanmışlardır. 
Dolayısıyla bu zatlar o kadar harika ve güzel bir alemde yaşamaya başlamışlar ki, zaten onların bu aleminde çirkin bir şey yokmuş ki, düzeltsinler.  
Her şey yerli yerinde imiş. 
Bunu anlayan Ibrahim hakkı hz.leri, imamı Gazali hz.leri, Bediüzzaman hz.leri, Merkez efendi gibi zatlar kitaplarında herşeyin yerli yerinde olduğunu, bu alemde abes birşeyin olmadığını ilan etmişlerdir. 
 
1969. Hata, kusur ve günahlarını hatırladıkça ciğerlerin yanıyorsa, onlar için tövbe ve istiğfarla meşgul isen doğru yoldasın demektir. 
 
1970. Nefsim ile bu günü veya bu an'ı yaşıyorum. Akıl, kalp ve ruhumla da geçmiş ve gelecek bütün alemde geziyorum. 
 
1971. Senin hayatındaki haram ve helâlleri kim koyuyorsa rabbin ve ilahın odur. Eğer nefsin ne isterse onu yapıyorsan ilahın nefsindir. 
 
1972. TÜRKİYE'NİN 100 YILLIK 
DEĞERLENDİRMESİDİR 
Kemalizm'in semavi olmayan bir din olduğu artık bilinmeli ve kabul edilmelidir. Bunu başta kemalistler yapmalıdır. Zira onun da bir kurucusu var, ibadeti var, emirleri var, yasakları var, kanunları var, eğitimi var, mahkemesi var, devlet idaresi var, yani din olması için lazım olan herşeyi var. 
Kemalizm ile islam sistem olarak taban tabana zıttır. Müslüman millet kemalizme göre yaşamaya mecbur edilmiş. Elbette devlet imkanları da devletin elinde olduğundan devlet kemal8zi dayatmış, millet te müslüman olunca dininden vazgeçememiş, ve neticede büyuk sıkıntılar yaşanmıştır..bu durumda vatandaş 100 senedir bir türlü ne yapacağını bilememiş ve hâlâ bilemiyor. 
İslam'ın olduğu yerde kemalizm olmaz. Bu yüzden islama göre yaşayalım diyenler en şiddetli sekilde cezalandırılmıştır. Zor bir durum. Bu güne kadar işin içinden çıkılamamış..bundan sonra da çakılacağa benzememektedir. 
Halk çare olarak iktidardakiler kendilerinden olursa işlerin düzeleceğine inanmış, seçim de olduğundan bunu kendisi için bir fırsat bilmiştir. 
Bu yüzden halk iktidarı ele geçirebilmek için  seçime yüklendi, kendisinden olduğunu düşündüğü kişileri başa geçirebilmek için 80 sene uğraştı. 
Nihayet yapılan büyük gayretlerin neticesinde halk kendisinden olduğuna kesin olarak inandıklarını başa geçirdi. 
Bu başa geçenler ilk zamanlar elbette hemen iktidar olup değisikliği yapamayacaklardı, kolay değildi. İlk yıllarda halk bunu normal karşıladı. Nasil olsa daha sonra artık kemalizmden kurtulacaklar ve dinimize göre bir hayata geçeceklerdi. 
Zaman geçti, yıllar geçti ve bu halkın  kendilerinden olduğuna inandıkları muktedir de oldular. Ne dedilerse yapacak güce ulaştılar ve yapmaya başladılar. Bu defa bunlar kemalizme öyle sahip çıktılar ki kemalistleri de geçtiler. Meğer kemalizm ne kadar kıymetli birşeymiş te biz fark edememişiz. 
Cumhurbaşkanı Erdoğan: ''Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e hakaret edenlerin bu ülke sınırları  içinde nefes almaya hakkı yoktur.'' İslami gelişmeler beklenirken yıkılmaya yüz tutmuş kemalizmi iyice kuvvetlendirdiler.  
İktidara gelene kadar kemâlistlerin avrupadan kanunlar getirip tatbik ettiklerini eleştirenler, önceden getirilenler kanunlar yetmezmiş gibi, bir de avrupa gavurları ne emrederse o kanunları çıkarıp uygular oldular. 
Sadece kemalizmin kanunlarını uygulamakla kalmadılar, bir de avrupa ne emrederse o kanunlari çıkarıp tatbik etmeye başladılar. 
İSLAMIYET Mİ? 
ZİNA SERBEST NİKÂH KIYARAK EVLENEN 
GENÇLER HAPİSTE. GERİSİNI ARTIK SEN ANLA. 
 
1973. Söyleyeceğin söz doğru amma fitneye sebep olacak, millet birbirine girecek! O doğru sözü söyleme! 
 
1974. Keyfin yerindeyken isyan edersen, belâ-musibet gelince de vaveyla etmeyeceksin! 
 
1975. Fitneye sebep olabilecek her söz ve  hareketten şiddetle kaçınmak gerekir! 
 
1976. Eğer bir gün gelir ve ben hakkı söylemezsem, o zaman şahsiyetimi kaybetmişim demektir. 
 
1977. Bu belânın gelmesinde; 
1.Devlet idaresinde ve toplum hayatında Kur'an'ı ve islamı yasaklayan idarecilerin, 
2. Toplumu uyutan hocaların, 
3. Cadde ve sokaklarda çıplak gezen kadınların, 4. Karısını kızını 3-5 kuruş para verecekler diye erkeklerin arasına dinimizin müsaade etmediği sekilde sokan erkeklerin, 
5. Allah'ın emir ve yasaklarını unutup, her türlü isyanı işleyen toplumun, 
PAYI BÜYÜKTÜR. 
 
1978. İman ve Kur'an hizmeti yolunda velev en küçük bir nefer olsan büyük bir makamdır.  
Bu makama dünyevi maksadlar peşinde koşan ehli dünya, nefsin istek ve arzuları peşinde koşanlar ve haramları işleyenler ulaşamazlar. 
 
1979. Risale-i nurlar herkese mânâ kapılarını açmıyor! Bu, benim için hakkal yakin mertebesinde olan bir meseledir. 
Evet, risale-i nurlardaki o yüksek mânâ alemine herkes giremiyor. Kimler giremiyor veya bu mânâ alemleri kimlere açılmıyor? 
1. Nazarı dünyada olan, dünyevi menfaatlerin peşinde koşanlara bu mânâ alemi açılmıyor. Risaleleri ezberlese de olmuyor. 
2. Dünyevi maksadlar ve dünyevi menfaatler peşinde koşan, amma görünüste dine hizmet ediyor görünen cemaatlerin derslerinde mânâlar gizleniyor ve açılmıyor. 3. Risalede mevcut önemli tabirlerin mânâlarını yanlış yorum ve teviller ile bozanlara risale-i nurlardaki mânâlar kapanıyor. Özellikle bu, yanlış yorum ve teviller ile oradaki kelimelere farklı mânâ verdiğin takdirde artık risale-i nur senin için kapanmıştır. 
4. Elbette, dinimizde yasaklanmış haramları serbest işleyenlere ve nefsinin heva ve hevesi peşinde koşanlara zaten risale açılmaz. 
Bu mesele benim için hakkal yakin mertebesinde inkişaf etmiş bir meseledir. 
Bu güne kadar bu yanlışlıkları yaptıklarından dolayı kendilerine risalelerin açılmadığı kişiler suçu kendilerinde değil de risaledeki kelimelerde aramışlar, hatta kelimeleri değiştirmeye kalkmışlardır. Evet, suç kelimelerde değil, suç nazarın dünyada olmasında ve haramları bilerek ve severek işlenmesinde, yani takvanın olmayışındadır. 
DAHA DETAYLI ŞEYLER DE YAZILABILIR. LÂKİN BU ESASLAR DA YETERLİDİR. 
 
1980. ÇİZGİ FİLMLER ÇOCUKLARIMIZI ZEHİRLİYOR. 
Çocuklara devamlı herseyi bilen, gurur, kibir abidesi şeklinde olan çocuk örnekleri gösteriyorlar. 
Adeta olayları öyle işliyorlar ki, büyükler bilmiyorlar, o çocuklar biliyorlar. 
Konuşmaları çok itici...yani kibir dersi veriyor. 
Bunu hissediyordum fakat adını koyamiyordum. Şimdi koydum..neslimizi cizgi filmler ile mahvediyorlar, gözümüzün önünde... 
Bu Corona'dan daha kötü  ve buna bir tedbir alan da yok.. 
 
1981. Zariyat 31,32,33,34,35,36.Ayetler: 
 (İbrahim:) O halde işiniz nedir, ey elçiler? dedi. 
«Biz, dediler, suçlu bir kavme gönderildik.» 
«Üzerlerine çamurdan taş yağdırmaya (geldik).» (Bu taşlar,) aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş (taşlardır). 
Bunun üzerine orada bulunan müminleri çıkardık. Zaten orada müslümanlardan, bir ev halkından başka kimse bulmadık. 
► Karısı dışında onu ve ailesini kurtarmıştık. Onun geride (helak olanlarla kalmasını) takdir ettik. (27/Neml 
57) 
 
Lut as ile ilgili ayetler yukarida..yani melekler lut kavmine geldiği zaman 80.000 kişi gece teheccüd kılıyordu diye yaygın bir inanış var..ayetlere bakınca bunun doğru olmadığı anlaşiliyor. 
Bilinsin istedim. 
 
1982. Corona herseyi sebeplerden bilip, kendi kendine olduğunu söyleyenler ile herşeyin Hak'tan olduğunu söyleyenleri birbirinden ayırmıştır. Zaten vazifesi buydu. 
 
1983.  
Insanda ifrat ve tefrit şeklinde hareket etmeye büyük bir meyil var. 
 Dolayısıyla her hareketimiz de ve işimizde istikametli olmak kolay değildir. 
 
1984. Herşey hâyâ ile bağlıymış meğer.  
Hâyâ gitti, herşey bitti. 
 
1985. Kominizm, açıktan inkâr ve Rusya; Demokrasi, aldatarak iş görmek ve Amerika. 
Hangisi deccal? 
Deccal aldatarak iş görecek, zaten arabca deccal demek "çok aldatıcı" demek. 
Şimdi açıktan inkâr eden mi yoksa kur'an'ı bütün dünyada yasaklayan, sonrada beyaz sarayda kuran okutup iftar veren mi deccal? 
Evet, büyük deccal Amerika ve başındakilerdir. 
 
1986. Nefsinizin istek ve arzularını yerine getirmek için koyulursanız aleminiz gittikçe daralmaya ve küçülmeye başlar; en nihayet boğulur gidersiniz! 
Eğer Allah'ın emri ve istekleri doğrultusunda yürümeye başlarsanız aleminiz ve istifadeniz gittikçe genişlemeye başlar. 
Yol iki.... 
 
1987. Risale-i Nur talebesi ve özellikle abilerin Risaleye uymayan fikirleri ve sözleri onların şahsi kanaatleri olup onların şahıslarını bağlar. Risaleyi bağlamaz! 
Mesela; Kendilerini görüp ellerini öptüğüm pek çak abi, şu anda hayatta olan Hüsnü abi gibi, izaha karşıydılar..bu onların şahsi kanaatidir. Amma risalede Üstad hz.leri "şerh ve izah sizin vazifeniz" diyor. Burada üstad hz.lerinin risalede geçen sözü geçerlidir. Mesela; Üstad hz.lerine pek çok abi mehdi azam dediler ve diyorlar. Amma üstad hz.leri mehdi azam'ın geleceğini açık olarak kitapta yazmış. Hatta üstad hz.leri hayattayken bu abileri bu fikirlerinden vaz geçirmek için çok ugraşmış amma vazgeçmemişler. 
Demek abilerin şahsi kanaatleri kendilerini bağlar amma esas olan kitaptır. 
 
1988. Sen kimsin ki.... 
Sen daha abdest almasını bilmezsin... 
Sen elimizde büyüdün... 
Daha dünkü çocuksun.. 
Sen ne anlarsın.... 
Bu ve benzeri cümleler size birşey anımsatıyor mu? Evet, bunları özellikle cemaatlerde genelde önde gelenler kullanırlar. Eğer cemaatten veya dişardan birisi bazı yanlışlıkları fark edip itiraz ederse onu susturmak için bunları söylerler. 
İtiraz eden haklıysa elbette onu susturmak mümkün olmaz. Bu durumda onu böyle cümleler ile tezyif ve tahkir ederler ki kimse onları dinlemesin, etrafindaki adamları da gerçeği görmesin. 
Eğer bu metod da etkili olmazsa kaba kuvvete baş vurabilirler.  
Örnekleri çoktur. Bu gerçeği dün farkettim. Bunu çok kullanıyorlar, bana karşı çok kullanan oldu...nedenini anlayamıyordum. Dün bunu anladım, fark ettim. Size de böyle yapanlar olursa sakın etki altında kalmayın...hakkı söylemekten vazgeçmeyin. 
 
1989. Erkek ailede otoritesini kaybetmişse o aile aile olmak vasfını kaybetmiştir 
 
1990. Erkekler boş gezerken kadınların çalışmaları için teşvik üstüne teşvik verenler aileyi ve toplumu bozmak için uğraşan zalimlerdir. 
 
1991. Ailede erkeğin otoritesi biterse aile de bitmiş demektir. 
Kadınlara ekonomik özgürlük sağlamak için okumaya ve çalışmaya teşvikin altında işte bu sinsi plân yatmaktadır.  
Aileyi dolayısıyla toplumu bitirmek! 
Başardılar da... 
 
1992. Bir kadın namusluysa onda başka özellik aramaya gerek yoktur, tamamdır yani. 
 Eğer bir kadın namussuzsa onda başka özellik aramaya gerek yoktur. Bırak gitsin.. 
 
1993. 1 gr mikrop Allah'ın askeri olunca dünyayı dize getirdi. 
Eğer sen de Allah'ın askeri olsan dünya senin önünde de dize gelecektir! 
 
1994. Dünya senin olmaz hiçbir zaman. 
 Geçici olarak istifade ne verilir.. 
 
1995. Topluma karşı vazifelerini yap amma, asla kendini unutma. 
Başkaları için değil kendin için yaşa! 
 
1996. İnsanları ve toplumu bozabilmek için aileyi bozmak gerekir. 
Aileyi bozabilmek için babayı etkisiz hale getirmek gerekir. 
İşte bunu yapıyorlar. 
 
1997. babanın hakim olduğu güçlü olduğu bir aileyi bozamaz sınız Dolayısıyla günümüzde ailede erkeğin otoritesini yok etmek için kanunlar çıkarmaktadırlar ta ki aileyi bozabilsinler. 
 
1998. Çocuklar zayıf ve aciz olduklarından ailede sözü geçen otoriter güçlü bir baba görmek istiyorlar. Günümüzün şaşkın babalar ise çocukların her istediğini yaparak adeta çocukların emrine giriyorlar. 
Bu durumda ailede olması gereken güçlü baba olmuyor. 
Çocuk ise sığınacak güvenecek ailede sözü geçen bir baba görmek istiyor ve  olmayınca da psikolojisi bozuluyor. 
Olay budur...yeni cözdüm.. 
 
1999. Millet karılarını ve kızlarını deccal'a verdi. O da onları yalancı cennetlerinde kullanıyor. Sonra da "Deccal'ın yalancı cenneti ve yalanci cehennemî olacakmış" nasil olacak ki diye soruyorlar. Bu kadar yalancı cenneti de göremiyorsaniz manevi olarak körsünüz demektir. 
 
2000. Çocuk dünyaya geldikten hemen sonra nefsi ile başbaşa olur. Yani canının istediğini yapar,  hoşuna giden şeyi yapar, hoşuna gitmeyen şeyi yapmaz. Bu durum buluğ çağına erene kadar ya da 15 yaşına kadar devam eder. 
15 yaşına geldiği zaman ona yaratanın emir ve yasakları gelir, yani nefsinin hoşuna giden birçok şeyi yani haramları terk etmesi istenir. Bir de nefsine zor gelen emirler: namaz oruç gibi, yapması istenir. 
Genel olarak bu yaştaki çocuklar bu emir ve yasaklara kulak asmazlar ve hayatlarına nefsani bir hayat olarak devam ederler. 
Ancak bir taraftan Allah'ın emir ve yasaklarının onu hatırlatılması, bir tarafından gözüyle gördüğü ölümün ve ahirete gidiş yolculuğunun olması onu ister istemez düşünmeye sevk eder. Nefsani hayatın sonu olmadığını görür ve dönüş yapmak Allah'ın emir ve yasaklarına göre bir hayata geçmek ister, amma bu kolay olmaz.  
 
Bu dönüşü yapmak isteyen kişilerin en çok zorlandıkları şey; 
1. O alıştıkları özellikle haram olan zevkleri terk etmektir. 
2. Bu yoldaki arkadaşlarını terk etmek. 
Yani kişi Allah'ın emir ve yasaklarını göre bir hayata geçmeye kalkarsa yalnız kalacağını düşünür ve en zorlandığı işlerden bir tanesi budur. 
Arkadaşlardan ayrılmak.......ve çok insan bunu başaramaz. 
Halbuki Allah için nefsinin hoşuna giden o zevkli haramları terk eden bir insan ve Allah için arkadaşlarını terk edip yalnız kalmayı kabul eden bir insanı Allah yalnız bırakır mı? 
Elbette bırakmaz......Ama illa önce bu geçidin geçilmesi gerekir. Bu imtihanın başarılması gerekir. 
Eğer bunu başarırsa ne olur? 
Allah ona öyle güzel melek gibi arkadaşlar verir ki hiç yalnızlık çekmez ve ona öyle zevkli ve güzel meşgaleler verir ki önceki eski haramlardan aldığı zevkler hiç kalır


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

2000+

1+500 arası